Dostoyevski’nin henüz 24 yaşındayken kaleme aldığı ve 1846 yılında yayımlanan ilk romanı İnsancıklardır.
Eser, gerçekçilik temasıyla işlenmiştir. Alışılagelmiş olan hikayeyi anlatan bir dış ses yerine, karakterlerin birbirine yazdığı mektuplar üzerinden kurgulanmıştır. Bana kalırsa romanın mektup formunda yazılmış olması, okuyucunun iki insan arasındaki en mahrem bilgilere ortak olmasını sağlıyor; böylece onların zihinlerini sanki arada hiç kimse olmadan görebiliyoruz. Hatta bir bölümde Varenka'nın günlüğünü de okuyoruz ki bu sayede onun hakkında her şeyi öğrenme fırsatı buluyoruz. Goethe'nin Genç Werther'in Acıları romanı da bu tarzdaydı ancak o, tek taraflı mektuplar şeklinde ilerliyordu.
Devuşkin: Yaşını almış, en alt kademeden bir devlet memurudur. Görevi evrakları temize çekmektir. Bence gelişime açık biridir; fakat yoksulluğun getirdiği eziklik duygusu nedeniyle gerçek potansiyelini gösteremez. Mevcut geliriyle yaşamını sürdürmesi son derece zordur. Varenka’ya ise tam olarak adını koyamadığı bir derinlikle aşıktır. Bununla birlikte, Devuşkin'in en büyük mücadelesi aslında açlık ya da yoksulluk değil, toplum tarafından insan yerine konulmama korkusudur.
Varenka: Dünyada yapayalnız kalmış, başından birçok kötü olay geçmiş ve bir yardım eli bekleyen genç bir kızdır. Tüm zorluklara rağmen namusuyla para kazanıp onurlu bir yaşam sürmeye çalışmaktadır. Ancak hayatın getirdiği ağır yükler karşısında, büyük bir çaresizlik içinde kendi istediği kararları değil, hayatta kalabilmek için mecbur olduğu seçimleri yapmak zorunda kalır.
Karakterlerin yaşadıkları ortam, elbiseleri, yedikleri yemekler ve etraflarındaki diğer insanların hayatları incelendiğinde, dönemin gelir adaletsizliğinin ne kadar fazla olduğu açıkça görülür. Her şeye rağmen, böylesi kasvetli bir ortamda