Devletlerin gücü ve zayıflığı, milletlerin refahı ve fakirliği sadece yöneticilerin dindarlığına veya kötülüğüne bağlı değildir. Yöneticiler, iyi veya kötü de olsalar, kahraman veya zalim de olsalar kendi halklarının birer parçasıdırlar. Milletlerinin ruhunu yansıtırlar. Kendi milletlerinin birer ürünüdürler. Halk nasılsa onlar da öyledir.
Her halk hak ettiği şekilde yönetilir...
Sevda ki insanın yalnız gönlüne değil, aklına, fikrine, iradesine ve muhakemesine, kısaca bütün duyularına, maddi ve manevi bütün varlığına şiddetle hükmeden üstün bir kuvvettir.
Duyarsız bir halk kitlesi, yönlendirmeye açık insanlar ve tam tersine her şeyin farkında olan, direnen ve engel olmaya çabalayan bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az sayıda kendi kendine çırpınan aydınlar. Çok tanıdık geliyor değil mi?
Yazarın hemen hemen bütün kitaplarında olduğu gibi hikayede geçen karakterler sınırlı sayıda. hatta iki üç kişilik butik bir insan topluluğu içerisinde geçiyor bile diyebiliriz. Doğa betimlemeleri oldukça güzel, kimi zaman kitaptaki çiçeklerin kokusunu bile alabilirsiniz.
Hayali adada olabildiğine huzur içinde yaşayan insanların, boğazına kadar politika ve siyasetin kirli çamuruna batmış bir manipülatör tarafından suistimal edilmesini anlatıyor. Esasında çoğulcu demokrasi denen şeyin tepkisiz toplumların elinde ne kadar tehlikeli olabileceğinin en güzel anlatımı .
Aşk, siyaset ve günlük hayatla ilgili bir sürü olayı barındıran okuması keyifli bir eser.
İyi okumalar.