Kimlik dediğimiz şey, doğuştan üzerimize yapışan sabit bir etiket değil. İnsan, zamanla karşılaştığı kültürler, değerler ve deneyimlerle sürekli değişen, büyüyen bir varlık. Bu yüzden gerçek kimlik, sadece bir milletten ya da bir dilden ibaret olamaz. İnsan; doğduğu yerin, yaşadığı toprakların ve kurduğu ilişkilerin toplamıdır. Farklılıklarımız ise bizi bölmek için değil, birbirimizi daha iyi anlamamıza yardımcı olmak için vardır. Başkalarının dünyasına açık olmak, kendi insanlığımızı da derinleştirir. Maalouf’a göre asıl aidiyet; bayraklarda ya da sınır çizgilerinde değil, birbirimizi anlamaya çalıştığımız o ortak zeminde bulunur.
Doğulular, Batı’nın onları geçmiş olduğunu gördüler, ama bunun nedenini bir türlü anlamadılar. Bir gün yakasına çiçek iliştirmiş bir Batılı gördüler. Demek buymuş, dediler kendilerine, bunların ileri olmasının nedeni ! Biz de yakalarımıza çiçekler takarsak, onları yakalarız ! Ne zaman anlayacaksınız bilmem, bir yanda temel değerler, bir yanda sıradan modalar olduğunu ? Batı’yı taklit etmeyi istemek yetmez; hangi konuda izlenmeyi hak ettiğini, hangi konuda etmediğini de bilmek gerekir !
İnsan acı çekerken birilerini suçlamayı istiyor. Birilerini suçlamak içindeki yaraya iyi gelecek zannediyor. Bu ana kadar ben de aynısını yaptım,
sorumlu tuttuğum herkesi suçlayıp durdum. Yaralarıma iyi gelmedi. Artık vazgeçtim.
İnsanlar mutluluğu bir yere varmak sanıyorlar, oysa mutluluk yolculuğun kendisinden alınan zevktir. ne demiştik; mutluluk bir durak, varılacak bir nokta değildir.
Anlamlı bir hayat, kişi ve toplum için değer taşıyan bir üretim içinde olmak, uyumlu bir ilişki içinde hayatı paylaşacak bir hayat arkadaşına sahip olmak ve kendimi aşan bir amaca hizmet ettiğine inanmakla mümkündür. Çünkü anlam arayışındaki bir hayat son nefesine kadar inşa aşamasındadır.