Bu kitabı adından dolayı seçtim, arka kapak yazısı da okumaya başlamamı sağladı.
Arka kapak yazıları bana kendi senaryomu kurdurttuğu ve bu durum her zaman hayal kırıklığı getirdiği için okumayı tercih etmem. Bu kitabı sevmememin sebebi arka kapak yazısı ya da aklımda kurduğum hikaye değil (tam olarak).
Bahsettiğim faktörler, kitabın ana karakteri olan Tessa'nın görme yetisini kaybetmiş olduğu yüz gün içerisinde yaşadığı fiziksel, zihinsel ve sosyal zorlanmaları anlatacağı, bu konular üzerine yoğunlaşacağı izlenimini verdi. Başka türlü düşünen olur mu? Merak ediyorum.
Kitaba tatlı bir aşk hikayesi gözüyle bakmadım ve zaten o tarz bir şey okuma havasında da değildim. On altı yaşındaki çocukların (kusura bakmayın ama saçma sapan lafta aşklarını) okumayı asla ama asla istemiyorum. İstemeyeceğim. Sırf bu yüzden ne kitaplar, ne dizileri listeden siliyorum. Ama bu kitap... Hangi rezaletini yazsam, kafam çok karışık.
Tessa, geçici körlük yaşıyor ve ruhsal bir bunalımda. Bu ruhsal bunalımdan ilerleneceğini düşünerek saf bir şekilde okuyorum. Sonra, bir bakıyorum ki büyükanne ve büyükbabası yazar olan (!) Tessa sıkılmasın diye gazeteye bir ilan vermiş. Tessa'nın gözü görmüyor, birisi onun yazmasına yardım etsin diye. Bu haber Tessa'ya gidince, reddediyor ve ilanı kaldırmalarını istiyor. Onlar da arayıp ilanın kaldırılmasını istiyorlar. İlan kaldırılıyor ama ne garip ki gazetenin sahibinin oğlu (??) neler olduğunu soruyor ve bu durum ilgisini çekiyor??? Kendisi (asla sevmeyeceğim) tatlı, aptal, çocuk bir erkek tiplemesi (üzgünüm ama prensip meselesi.) olarak ilanın detaylarını öğreniyor. Kızın evine (işe bak... bu olayı ben duysam kalkıp kimsenin evine gitmem, sonuçta ilanı kaldırtmak için aradılar?) gidiyor. Tessa'yla konuşmak istediğini söylüyor vs.
İlanda kız tercih