Seneler evvel üniversitede, ayaküstü bit sohbet sırasında bir arkadaşım tezini James Baldwin üzerine yazdığını söyledi. Daha önce hiç bilmediğim bu modern Amerikan yazar oldukça ilgimi çekmişti ama bir türlü okuma fırsatım olmamıştı. Şimdi ne kadar geç kaldığıma üzülüyorum.
James Baldwin siyahi ve eşcinsel bir yazar , oyun yazarı, şair ve aktivisttir. Kitaplarında ırkçılık, cinsellik,toplumsal ve psikolojik baskılar gibi konulara yer vermiştir. Özellikle 1956 yılında, henüz Amerika'da Cinsel Devrim bile gerçekleşmemişken yazdığı Giovanni'nin Odası kitabı oldukça cüretkar ve eşcinsel edebiyat için önemli bir eserdir.
"Au revoir,Giovanni."
"Au revoir,mon cher."
diye bitiyor David ve Giovann'nin hikayesi. Arka kapakta aşk üçgeni yazdığına bakmayın. Son sözlerden de anlaşılacağı üzere tek aşık olan Giovanni'dir. David ise sadece kendi gerçeğini bulma ve kabul etme sorunlarıyla boğuşma içindedir.
İlk gençliğinden itibaren eşcinsel duygularını anlamaya başlayan David bunları bastırmak için çok çaba harcar. Kendini bulmak ya da kendinden kaçmak amacıyla Paris'e gider ama kaçtığı şeyin tam ortasına düşer. Giovanni ile tanışır, mutluluk ve azap dolu günler başlar.
David mutludur çünkü Giovanni ile beraberken rahat ve kendisi gibidir. Ona dokunmak,onunla sabahlara kadar konuşmak rüya gibidir. Azap içindedir çünkü toplumun ve cinsiyetine atfedilen "normal"kalıplarının dışındadır. Farklı olmak zordur, yorucudur. David ise bunu göze alamaz ve "normal"in rahatlığını ve tasasızlığını özler. "Normal" olmak mutlu olmaktan kolaydır. Giovanni'den bile bazen nefret eder onu değiştirdiği ve artık eskisi gibi olamadığı için.
Kitapta bana göre sarsıcı olan şey David'in bu kadar özgürlüğün içinde hala daha kendisi olamamasıdır. Ailesinden,akrabalarından,çevresinden
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Keiko Furukura 36 yaşında.
Üniversiteyi ilk senesinde bırakıp bir markette yarı zamanlı çalışmaya başladı. Halinden oldukça memnun. İnsanlarla gereğinden fazla ilişki kurmuyor, işteyken ona verilen görevleri layıkıyla yapıyor.
Yapamadığı tek şey ‘normal olmak’
Normal olmak ne demek onu anlayamıyor ve neden diğerleri gibi davranması gerektiğini de.
Anti kahraman değil sadece Keiko Furukura o.
.
Kısa bir kitap Kasiyer, oldukça kolay okunan. Ama satır aralarında oklar fırlatıyor sanki biz okurlara. Toplumda bize ait olması beklenen tüm sıfatlara karşı düşündürüyor.
Ben anne/eş/haftanın 5 günü tam zamanlı bir çalışan olduğumda mı tamamlanmış oluyorum?
Çok sevilen bir şeye yüz çevirdiğimde hata mı yapıyorum? Normal olmak ne sahiden?
.
Kitabın bunca sevilmesi (ki ben de keyifle okudum) listelere girip ödüller almasında da hepimizin ‘normal’ kavramıyla bir sorunu olduğunu gösteriyor sanırım..
.
Hüseyin Can Erkin özlediğim çevirisiyle..(1q84 çevirisi ne güzeldir onu da ekleyeyim!)
.
Kitabın arka kapak yazısını çok sevdiğimi de belirtmek istiyorum. Arka kapak yazılarına bakarak da kitap almayı seçen benim gibiler için özellikle. Açıklayıcı ve merak uyandırıcı..