"Saçmaladığınız zaman kendinizi pek beğeniyor,
ama sert, küstah sözler sarf ettikten sonra durmadan ürküyor, özürler yağdırıyorsunuz. Korku nedir bilmediğinizi iddia
ederken bir yandan da yaltaklanıyorsunuz. Bizi hiddetten
dişlerinizi gıcırdattığınıza ikna etmeye çalışırken, güldürmek
için nükteler savuruyorsunuz. Nüktelerinizin hiç de zekice
olmadığını biliyorsunuz, fakat herhalde edebi değerlerinden
memnunsunuz. Belki gerçekten acı çektiniz, ama kendi
ıstırabınıza dahi zerre kadar saygı duymuyorsunuz.
Samimisiniz, bununla beraber iffetiniz eksik; küçük bir gurur
uğruna ortaya dökmek ve aşağılamak için, içinizde ne varsa
piyasaya sürüyorsunuz... Gerçekten bir söylemek istediğiniz
var, fakat korkudan son sözlerinizi daima kekeleyip
duruyorsunuz, çünkü bunu açıkça söyleyecek kadar metin
değilsiniz; sizinki sadece korkak bir arsızlıktan ibaret.
Anlayışınızla övünüyorsunuz, ama bir yandan da tereddütlerle
dolusunuz, çünkü kafanız işlediği halde kalbiniz ahlaksızlıkla
kararmış; halbuki temiz kalpli olmayan kimsenin idraki tam
değildir. Ya o yılışıklığınız, sırnaşmanız, kırıtmalarınız!
Yalan, yalan, hep yalan..."