Bununla beraber, anlayışın yalnız çokluğunun değil,
kendisinin bile hastalık olduğuna dair güçlü bir inancım var.
Bunda da ısrarlıyım. Bunu bir an için bırakalım. Bana şunu
söyleyin: Bazen, eskilerin söyleyişiyle "bütün güzel, yüksek
şeyler"in inceliğini kavramaya hazır olduğum sırada, ama
neden ille de tam o anlarda öyle biçimsiz hareketler
yapıyordum... yani bunların yapılmaması gerektiğini
anladığım anda mahsus yaparmış gibi böyle hareketlere kalkışmam neden ileri geliyordu? İyiyi,
"güzel ve yüksek
şeyleri" ne kadar çok anladıysam, o kadar derinlerine battım,
sıkıştım kaldım içlerinde. Bundaki önemli nokta, bu halimin
tesadüfi değil de, adeta kaçınılmaz bir nitelik taşımasıydı.
Sanki bu hal bir hastalık, bir düzensizlik değil, benim doğal
halimdi; sonunda buna karşı koyma isteğim bile kalmamıştı.
Bu halin benim için doğal olduğuna neredeyse inanacaktım (belki de inanmıştım).