Nesnelerin insanlara dokunması gerekir
çünkü onlar canlı değildir. Aralarında yaşar; onları kullanır, sonra yerlerine koyarız: yararlıdırlar, işte o kadar. Oysa bana dokunuyorlar.
Yaşarken başımızdan hiçbir şey geçmez. Dekorlar değişir, kişiler girer çıkar, hepsi bu. Başlangıçlar da yoktur. Günler anlamsızca birbirine eklenir durur; sonu gelmez tekdüze bir ekleniştir bu.
İnsan hikâyecilikten kurtulamaz, kendi hikâyelerini başkalarının hikâyeleri arasında yaşar; başına gelen her şeyi hikâyelerin arasından görür, hayatını anlatıyormuş gibi yaşamaya çalışır.