Mesela senden geçmişini hatırlamanı istesem, gözünün önünde kesiksiz bir anı çizgisi oluşacaktır. Oysa her gün, bu anılarını bölen sekiz saatlik bir karanlık var ama hafıza merkezlerin uykuda geçirdiğin bu süreyi âdeta montajla atıp hiç olmamış gibi sayıyorlar.
Mesela Aristo, MO 3001 yıllarda doğa bilimleri üzerine kaleme aldığı "Parva Naturalia" adlı eserinde, hafıza, uyku ve ruya gibi çeşitli konularda yorumlarda bulunmuştu. Rüya üzerine yaptığı yorumlardan birinde, bir kişi uykuda olduğunu algılarsa, rüya görmeye devam etmesine rağmen bilinci, gördüğü görüntülerin rüya olduğunun farkındadır tespiti ile aslında adını koymasa da lucid rüyayı tarif etmişti.
Yaptığı incelemelerde rüyalarla ilgili ilk yazılı kayıtların MÖ 2500'lü yıllara ait olduğunu gördüğünde epey şaşırmıştı. O dönemin en gelişmiş uygarlıklarından olan Sümer topraklarında, Uruk Kralı Dumuzi için rüyalar o kadar önemliydi ki gördüğü rüyaları kil tabletlere kaydettirmişti. Benzer şekilde MÖ 1350 yılında Mısır'da rüyaların nasıl yorumlanması gerektiği ile ilgili oldukça kapsamlı ve detay bilgi içeren yazılar bulunmaktaydı. Bilimsel olarak rüyalar hakkında çeşitli yorumlar olsa da hâlâ büyük bir gizem söz konusuydu.
Dışarıdan bakıldığında zengin bir ailenin sorumsuz kızı gibi gözüken Soma'nın, gerçekte ne büyük bir savaşçı olduğu Perit'e bir gerçeği hatırlatmıştı. Her insanın bir hikâyesi vardı ve o hikâyeyi dinleyene kadar kimse hakkında büyük yorumlar yapmamak gerekiyordu.