Tüm sahip olduklarına rağmen hâlâ daha fazlasını isteyen bu %1'lik kesim âdeta dünyanın kanseriydi ve gezegenimizi büyük bir hızla ölüme sürüklüyorlardı çünkü var olan hiçbir hedefleri yoktu. Sadece büyümek için büyüyorlardı. Noah'ın çok sevdiği bir söz vardı: "Doğa insanın ihtiyaçlarını karşılar, açgözlülüğünü değil." Hiçbir ekosistem bu açgözlülük karşısında dayanamazdı. O nedenle Noah'ın planının ilk kısmı insanların çoğunluğunu hedefleyen klasik fikirlerin aksine dünyayı sömüren bu %1'lik kesime yönelik oacaktı. Tufan vakti geldiğinde Noah'ın gemisi tüm insanlığı bu açgözlü %1'in elinden kurtaracaktı. Adamın kafasının içindeki düşünceler sanki yıllar sonra özgürlüklerine kavuşmuşlar gibi oradan oraya çılgınca koşuşturuyorlardı. Dura âdeta adamın beyninin içini görebiliyor gibiydi. Hiç konuşmadan sessizlik içinde sadece adamı izledi çünkü Dura'ya göre hayaller asla bölünmemeliydi. Nedeni ne olursa olsun...
Aslında tüm cevaplar doğanın içinde gizliydi. Canlılığın en küçük birimi olan hücrenin bile büyüme konusunda bir matematiği vardı. Sürekli büyüyerek hacmini geliştirmek gibi bir derdi asla yoktu. Aksine büyümesinin sınırları net bir şekilde belliydi. Eğer hücre belirli bir büyüklüğe ulaşırsa hacim-yüzey alanı oranı nedeniyle bölünmek zorunda kalıyordu. Çünkü basit bir hücre bile bu gerçeği görebilecek adalet mekanizmasına sahipti. Diğer taraftan vücudumuzda hücre bölünmesi sırasında hücreler belirli bir sayıya ulaştığında, bölünme yine kendiliğinden dururdu. İnsan fizyolojisinin kurmuş olduğu bu mükemmel denge bozulduğu an hastalık denen durum ortaya çıkıyordu. Eğer hücreler çoğalma sırasında gerekli yerde durma yeteneğini kaybederlerse kanser dediğimiz durum oluşuyor, bir grup hücre deli gibi çoğalarak her şeyin sahibi olmaya çalışıyordu. Bir memeli hücresinin adalet anlayışını terk edip, içinde yaşadığı canlıyı öldürmeyi hedefleyen bir virüsün felsefesini sahipleniyordu.
Tarih boyunca insanlar hiçbir zaman eşit olmamıştı. Ama son dönemde sınıflar arasındaki fark çok daha büyük boyutlara ulaşmıştı. Çoğu ülkeden daha fazla paraya ve güce sahip şirketler ve aileler vardı. Dünyadaki tüm gelirin neredeyse yarısı, nüfusun sadece %1'lik bir kesiminin elinde yer almaktaydı. Bu görülebilecek en büyük adaletsizlikti. Noah'ın bu adaletsizlik konusundaki düşüncesi çok basitti. Dünya denen masada iki tabak vardı. Masanın bir ucunda oturan tek bir kişinin yediği tabak ile diğer ucundaki doksan dokuz kişinin yediği tabağın boyutu ve içindekiler aynıydı. İşte sayılar burada anlamını yitiriyordu. Tüm dünyayı deli gibi sömüren %1'lik kesim dururken sadece sayıları fazla diye %99'luk kısımda azaltmaya gitmek tam anlamıyla aptalca bir yaklaşımdı. Zaten bu insanların tükettiği kaynaklar oldukça sınırlıydı. O nedenle asıl yapılması gereken doyumsuz bir şekilde dünyanın ruhunu emen o %1'lik kesimi ortadan kaldırmak olacaktı.
Dünyanın kadınlarda henüz farkına varmadığı bir şey var, görmeyi artık beklediğimiz bir şey.
Goethe'nin eski dizesini bir kez daha tekrarlayayım: "Ebedi dişidir bizi yukarı taşıyan."