Örtülü anlatımlardan, kinaye ve imadan anlamam da, hoşlanmam da diyorsanız hiç Kafka'ya sokulmayın. Zira sevgili Kafka kinaye ustası olduğunu kitaplarında açık seçik belli eden biri.
Felsefe kitapları okurken, bu felsefeciler neden okurlarını beyin fırtınası yapmak zorunda bırakıyor? anlatımları neden bu kadar karmaşık olmak zorunda? Neden hep boşluk doldurmak zorundayız? dedirtiyor. Kitabı okuyacaklara fikir vermek için içerikten bahsedeyim istiyorum ama bir paragraf için bi sayfa altyazı geçmem gerekiyor. Ama o kadar uzatmayacağım tabiki. Hoş, kitabı anlamak için bahsedilen hikaye ile ilgili bir yaşanmışlık gerekiyor kanısındayım. Bunu örneklemek isterim;!!??!
Şöyle ki; kitabı okuyup inceleme paylaşan çoğu okurun değindiği "Açlık Sanatçısı" Hikayesindense beni "Şarkıcı Josefin" etkiledi. Josefin bana her insanın hayatında karşılaştığı ya da karşılaşabileceği hiç bir meziyeti hatta hiçbir kabiliyeti olmayan ama bir sebepten popüler olan insanları çağrıştırdı.
Gerçek hayatla örneklemek gerekirse; Bir arkadaş meclisinde muhabbet ederken, ortamdaki herkes eşit biçimde konuşabiliyor, konuşurken dinlenebiliyorken gurubun ortamına Josefin kılıklı o kişi geliyor. Muhabbeti çekilir gibi değil, O varken kimseye söz hakkı vermiyor herkesi bastırdığı dan kimse bişey konuşamıyor. Sadece kendini ön plana atıyor habire O anlatıyor. Kimseye saygı gösterip dinlemiyor, ama anlaşılmaz biçimde herkes onunla konuşmaya arkadaşlık etmeye can atıyor. Yapılan her programın baş davetlisi oluyor. Yapılacak planlamalarda illa onun görüşleri alınıyor. Herşey onun keyfine göre planlanıyor.
"Abi, sap yeyip, saman s*çıyor, denilen cinsten bir muhabbet, tavrı tarzı insanın sinir uçlarıyla oynayan cinsten. Bu insanlar neden Onla bu kadar ilgileniyor?" dediğiniz insanları, anları ve dahi daha