“…Bakıyorum, benim kız, gözleri yarı aralık gülümsüyor. Arada bir çıkıp geliyor böyle, oturuyor, ortalıkta dolanıyor, bazen hırçın, bazen neşeli, bir şeyler anlatıyor, sonra sıkılınca yine gidiyor. Kapım ona hep açık. Hatta bazen bizzat çağırıyorum. Küçük dertlere lüzumundan fazla büyük tepkiler verdiğimde, haddinden fazla üzüldüğümde, korktuğumda, kendimi çaresiz hissettiğimde, bu tazyikli hallerin biraz da onun işi olduğunu biliyorum. Sesleniyorum, hadi gel azıcık konuşalım. Anlat bakalım neye alındın? Sağ olsun nazlanmadan çıkıp geliyor. Oturup konuşuyoruz. Dizime yatıyorum onu, saçlarını tarıyorum usul usul sakinleştiriyorum. İkimiz de yatışıyoruz. Yalan yok, ben bambaşka biri olmuyorum, dünya bambaşka bir yere dönüşmüyor ama birbirimizi dinleyince hayat kolaylaşıyor. “