Balıkçı ve Oğlu değerlendirme
Puan vermedi·134 syf.··
2026 13. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 02:00
Livaneli yine toplumsal sorunlara dikkat çekmeyi başarmış. Balıkçı ve Oğlu romanında yazar; göçmenlik, üst tabakanın doğayı giderek daha fazla tahrip etmesi, rüşvet gibi birçok toplumsal meseleye değinmiştir. Bunun yanı sıra kadın dayanışmasını ele almış ve güçlü üç kadın karaktere yer vermiştir. Bu yönleriyle okurda farkındalık ve bilinç oluşturabilecek etkileyici bir roman ortaya çıkmıştır. Ayrıca göçmenlik sorunu üzerinden empati duygusunu da güçlendirmektedir. Benim okuduğum yayınevinin baskısına göre kitap 134 sayfaydı. Bu nedenle en fazla iki günde bitirilebilecek bir roman olduğunu düşünüyorum. Ancak ilginç bir şekilde Serenad ve Mutluluk romanlarını üç günde bitirmiş olmama rağmen bunu 11 günde bitirdim. Bu durum muhtemelen benim uyuşukluğumdan kaynaklanıyordu. Yine de genel olarak değerlendirdiğimde, Balıkçı ve Oğlu oldukça başarılı ve okunmaya değer bir romandı.
Balıkçı ve OğluZülfü Livaneli · İnkılap Kitabevi · 202436,6bin okunma
Puan vermedi
Anthony Burgess'in Otomatik Portakal adlı romanı, ilk bakışta şiddet ve suç üzerine kurulmuş bir hikâye gibi görünse de aslında özgür irade, ahlak ve devlet kontrolü gibi daha derin konuları ele alan bir distopyadır. Romanın başkahramanı Alex, arkadaşlarıyla birlikte çeşitli suçlar işleyen genç bir karakterdir. Yakalandıktan sonra devlet tarafından uygulanan deneysel bir yöntemle suç işlemeye karşı şartlandırılır ve yeniden topluma kazandırılmaya çalışılır. Kitapta beni en çok düşündüren konu, bir insanın gerçekten iyi olmasının ne anlama geldiğiydi. Alex'in uygulanan tedavi sonrasında kötülük yapamaz hâle gelmesi ilk başta olumlu gibi görünse de bunu kendi isteğiyle yapmaması dikkat çekiciydi. Bu yüzden roman boyunca iyiliğin bir seçim olup olmadığı sorusu aklımda kaldı. Kitabı bitirdiğimde bile bu konu üzerine düşünmeye devam ettim. Eserde kullanılan "Nadsat" adlı argo dil başlangıçta okumayı zorlaştırdı. Bazı bölümlerde olayları tam anlayabilmek için cümleleri tekrar okumam gerekti. Fakat ilerledikçe bu dile alıştım ve bunun kitabın atmosferine önemli bir katkı sağladı. Bu yönüyle roman diğer okuduğum kitaplardan farklı bir his verdi. Alex karakteri de kitap boyunca dikkatimi çeken yönlerden biri oldu. İşlediği suçlar nedeniyle çoğu zaman ona karşı olumsuz duygular hissettim. Ancak yaşadıkları ve maruz kaldığı yöntemler, özgürlük ve seçim hakkı üzerine düşünmeme neden oldu. Bu yüzden karaktere sadece iyi ya da kötü demenin zor olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak Otomatik Portakal, sadece suç işleyen bir gencin hikâyesini anlatan bir roman değildir. Kitap boyunca insanın seçimleri, devletin birey üzerindeki etkisi ve iyi-kötü kavramları sorgulanmaktadır. Bazı bölümlerini anlamak zor olsa da okuduktan sonra üzerinde düşündüren bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Roman-Edebiyat
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,1bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
9/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
Ya hayatın sana verdiği işaretleri bugüne kadar yanlış okuyorsan? Sayılar gerçekten sadece sayılardan, renkler de sadece renklerden mi ibaret? "Kadim Bilgilerin Işığında: Sayıların ve Renklerin Sırlı Dili" tam da bu sorunun peşinden gidiyor. Kitap boyunca sayıların ve renklerin günlük hayatta gördüğümüzden daha fazla anlam taşıyıp taşımadığı üzerine düşündüm. Yazar, kadim öğretilerden yola çıkarak bazı bilgilerin zamanla unutulduğunu, bazılarının ise yeniden hatırlanmayı beklediğini anlatıyor. Özellikle sayıların ve renklerin birer sembolik dil olarak ele alınması kitabın en dikkat çekici yönlerinden biriydi. Okurken zaman zaman kendimi çevremdeki ayrıntılara farklı gözle bakarken buldum. Sürekli karşılaştığımız sayıların, bizi etkileyen renklerin ya da tesadüf sandığımız bazı şeylerin ardında gerçekten daha derin anlamlar olabilir mi diye düşünmeden edemedim. Elbette kitapta yer alan bazı spiritüel yaklaşımlar herkes için aynı ölçüde ikna edici olmayabilir. Ama bence kitabın asıl gücü, okuyucuya kesin cevaplar vermesinden çok yeni sorular sordurmasında yatıyor.
Sayıların ve Renklerin Sırlı DiliŞebnem Ekşib · Ceres Yayınları · 078 okunma
10/10
·200 syf.··
2026 18. kitabı
Bazı kitaplar bilgi verir, bazı kitaplar düşündürür, bazı kitaplar ise insanın uzun süredir sorgulamadan kabul ettiği gerçeklikleri sessizce yerinden oynatır. Erich Fromm’un Sevme Sanatı kitabı tam olarak bu üçüncü kategoriye ait bir eser. İlk bakışta sevgi üzerine yazılmış bir kitap gibi görünse de Fromm, daha ilk sayfalardan itibaren okuru alışılmış düşünme biçiminden uzaklaştırır. Çünkü kitabın merkezinde romantik ilişkilerden çok daha büyük bir soru vardır: İnsan gerçekten sevmeyi biliyor mu? Modern dünyada sevgi çoğu zaman başımıza gelen bir duygu gibi düşünülür. Aşık olmak, doğru kişiyi bulmak, ilişki kurmak, duygusal yakınlık hissetmek… Çoğu insan sevgiyi bu deneyimlerin toplamı olarak görür. Fromm ise tam burada radikal bir itiraz geliştirir. Ona göre insanların temel problemi sevmek değil, sevmenin öğrenilmesi gereken bir sanat olduğunu fark etmemeleridir. Kitabın en güçlü taraflarından biri sevgiyi pasif bir duygu olmaktan çıkarıp aktif bir beceri olarak ele almasıdır. Fromm, tıpkı bir sanatçının yıllarca çalışarak ustalaşması gibi sevginin de disiplin, emek, sabır ve farkındalık gerektirdiğini savunur. Sevgi, kendiliğinden gerçekleşen romantik bir olay değil; insanın geliştirmesi gereken bir kapasitedir. Kitapta dikkat çeken önemli ayrımlardan biri, insanların çoğu zaman sevmeyi değil sevilmeyi önemsemesidir. İnsanlar “Nasıl severim?” sorusundan çok “Nasıl sevilecek biri olurum?” sorusuna yatırım yapmaktadır. Fiziksel görünüm, statü, başarı, toplumsal kabul ya da çekicilik gibi unsurlar, sevginin kendisinin önüne geçmektedir. Fromm burada modern insanın ilişkiler kurarken dahi bir tür görünmez pazarda hareket ettiğini öne sürer. Kitabın belki de en derin bölümü, insanın varoluşsal yalnızlığı üzerine yaptığı analizdir. Fromm’a göre insan kendisinin
Sevme SanatıErich Fromm · Say Yayınları · 20207,8bin okunma
9/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
lisede okuyup “psikoloji mi okusam ya” diyerek eşit ağırlığa geçmeme(dolayısıyla da hukukçu olmama) vesile olan kitaptır. içerisinde çok özgün hikayeler mevcut bir anı günlüğü gibi de düşünebilirsiniz. bir psikiyatristin meslek hayatı boyunca denk geldiği ilginç vakaları akıcı bir dille ele alıyor. psikolojiye ilginiz olmasa bile okunabilecek dikkat çekici çok sürükleyici bir kitaptır
Bir Psikiyatristin Gizli DefteriGary Small · NTV Yayınları · 201736,6bin okunma
Ali Şeriati - Sanatı
Puan vermedi·256 syf.··
2026 277. kitabı
Ali Şeriati sanatı şöyle açıklamaktadır: “Sanat var olandan kaçıştır…Bizi sanat yapmaya zorlayan şey, var olandan kaçış duygusudur…Var olandan kaçış,var olandan nefret ,sanatı meydana getirir.Sanatın insan için büyük anlamlar ifade ettiğini,toplumun can damarlarından birini oluşturduğunu söylemeye bile gerek yoktur.İnsan sanatsız yapamaz bu dünyada .Sanatsız bir toplum ,sanatsız bir medeniyet düşünülemez yeryüzünde!..” 5 Sanat var olandan kaçıştır. Ali Şeriati burada, insanların hayatta bir takım şeylerde eksik ve karanlık bir yönü olduğunu söyleyerek, insanların bu varolan şeylerin eksik ve karanlığından kurtarmak için bir takım faaliyetlere yöneldiğini söyler. İnsan bu karanlık ve eksikliklerden kendini kurtarmaya çalıştığı şey sanattır. Kendisinin dediği gibi “bizi sanat yapmaya zorlayan şey varolandan kaçıştır.” Bizler bu dünyadaki karanlık zindandan, birtakım eksikliklerden ve kötü şeylerden, kendimizi kurtarmaya çalışırız. İnsanı bu noktada sanat yapmaya zorlayan şey ise bu eksilikleri varolmayanları giderme arzusudur. Özellikle Ali Şeriati’nin bu vurgusu yaşadığımız bu çağda daha bir geçerlidir. Çünkü bu çağın getirmiş olduğu, özellikle de gençlik üzerinde oldukça etkili olan, teknolojiyle beraber ortaya çıktığı yanlızlık duygusu, nefret, antisosyal duygularda popüler olan sanat eserleri genellikle karamsar ve ruhun ıstaraplardan kaynaklanan yapıtlardır. Tabi ki sadece bu çağ için değil. Genellikle sanat eserlerinde; en çok acıyı, ıstırabı ve serzenişi konu olan yapıtlar daha bir el üstünde tutulur boyuttadır. Özelliklede birçok edebi eserlerde bunu görebiliriz. Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’u olsun, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı olsun bu tür sanat eserlerinde hep bir acı, ıstırap vardır. Mesela Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sındaki baş kahramanı Rasnalnikov’un
1000Kitap
SanatAli Şeriati · Fecr Yayınevi · 2008240 okunma