Gençlik Tavşansa, Yaşlılık Kaplumbağadır
İnsan gençken ölümün peşinden koşar gibi, yaşlanınca ölümden kaçar gibi yaşar. İnsan bunun farkında değildir belki ama gençken attığı her adımda zamanın kendisine sonsuz kredi açtığını sanır. Günler tükenmez, beden yorulmaz, yarınlar eksilmez gibidir. Bu yüzden gençlik biraz da dünyanın merkezinde durduğunu zannetme halidir. İnsan kendini değil, başkalarını ölümlü görür. Tehlike bir davettir gençlikte. Hız, cesaret, meydan okuma ve düşünmeden atılan adımlar, hayatın doğal dili gibi gelir insana. Çünkü ölüm bir gerçeklik değil, uzak bir söylentidir. İnsan elindeki zamanı harcamaz, savurur. Sağlığını tüketmez, sonsuz sanır. Sanki önünde kapanmayacak bir ufuk, bitmeyecek bir yol vardır. Yıllar geçtikçe değişen yalnızca beden değildir. Bir gün insan, takvim yapraklarının değil, kendisinin eksildiğini fark eder. Çevresinden ayrılan insanlar, sessizleşen sesler, geride kalan eşyalar ve aynadaki yüz ona aynı şeyi fısıldar: Yol sonsuz değildir. İşte o andan sonra hayatın anlamı da değişmeye başlar. Gençken hızla geçip gidilen şeyler önem kazanır. Bir sabah ağrısız uyanmak, sakin bir akşam geçirmek, sevdiklerinin sesini duymak, huzurlu bir günün içinde kaybolmak... Bir zamanlar sıradan görünen ne varsa kıymete dönüşür. Çünkü insan ilk kez sahip olduklarının değil, kaybedebileceklerinin farkına varır. Yaşlılık biraz da ölümden kaçar gibi yaşamaktır. Daha dikkatli yürümek, daha temkinli davranmak, bedeni korumak, zamanı dikkatle kullanmak... Bunlar korkunun değil, değerin işaretidir. İnsan artık hayatın ne olduğunu öğrenmiştir. Bu yüzden onu tüketmeye değil, saklamaya çalışır. Gençlik, elindeki serveti bitmeyecek sanan bir mirasyedinin cömertliğidir. Yaşlılık ise kalan son altınları sayan bir cimrilik değil, her tanesinin değerini bilen bir bilgeliktir. Belki de
İnsan düşünürken dikkatli, uygularken kararlı olmalıdır
1000Kitap
Reklam
İnsan düşünürken dikkatli, uygularken kararlı olmalıdır.
Alıntı
Klasik Rus Romanı Okuma Kılavuzu
Klasik Rus romanı okumaya karar verdiyseniz artık sıradan bir okur değilsiniz. Bundan sonra siz, bir kitabın içinde üç kuşak aile kavgasını, beş ayrı aşk acısını, yedi sayfalık vicdan muhasebesini ve pencere önünde yağan karı sabırla okuyabilecek seçkin bir insansınız. Rus romanı yalnızca roman değildir. Aynı zamanda karakter inceleme merkezi, ruh çözümleme atölyesi, aile dramı sahnesi ve uzun kış geceleri için edebî dayanıklılık sınavıdır. Bir Rus romanının ilk elli sayfasında kimse mutsuz görünmüyorsa telaşlanmayın. Yakında biri borçlanacak, biri gurur yapacak, biri sebepsiz yere küsecek, biri Tanrı ile tartışacak, biri de sobanın yanında hayatın anlamsızlığını düşünecektir. İlk Kural: İsimlere Karşı Güçlü Olun Rus romanlarında tek kişinin birden fazla adı vardır. Örneğin İvan Petroviç, Vanya, Vaneçka, İvanuşka ve annesi sinirlenince sadece "İvan!" olabilir. Başta bunların beş kişi olduğunu sanırsınız. Hayır. Hepsi aynı kişidir. Bu nedenle küçük bir not defteri hazırlayın: Dimitri = sinirli olan Aleksey = iyi kalpli olan Nikolay = borç içinde olan Anna = hüzünlü olan Diğer Anna = daha hüzünlü olan Lev Tolstoy Bölümü: Roman Değil Kıta Yazarı Leo Tolstoy size kısa hikâye sunmaz, neredeyse bir kıta verir. Savaş ve Barış okurken yanınızda çay, battaniye ve takvim bulundurmanız tavsiye edilir. Kitabı bitirdiğinizde mevsim değişebilir. Tolstoy karakter yaratırken eli açıktır. Bir baloda gördüğünüz kişi 400 sayfa sonra yeniden ortaya çıkar ve hayatın merkezine yerleşir. Siz onu unutmuşsunuzdur, Tolstoy unutmamıştır. Anna Karenina ise aşk, toplum, vicdan ve tren sesi arasında geçen büyük bir insanlık romanıdır. Dostoyevski Bölümü: Ruhun Fırtınası Fyodor Dostoevsky insan ruhunu kazıyarak yazar. Suç ve Ceza ile bir baltanın bile vicdan yükü taşıyabileceğini
Alıntı
İnsan bazen ne istediği konusunda dikkatli olmalı...
1000Kitap

Silva

@XXIII
·
Bir dönemim vardı benim, fazlasıyla tutsaktım duygularıma ve öylesi de özgür hissediyordum. Doom Metal dinleyip depresif şiirler yazardım. Ölüm üzerine konuşmaktan alamazdım kendimi. O zamanlar güneş yoktu, sadece karanlık... Premium dönemlerdi... O döneme dönmek istiyorum. Çılgınca.
Duygu ve Düşünce
Kelâmın İnşâsından İnsanın İnşâsına
Dil sadece bir iletişim aracı değildir, aynı zamanda insanın varoluşsal yolculuğunda kendi insanlığını inşâ sürecini içinde barındırır. Kelimelerin "can bulması" ve "doğumu", kadim geleneklerimizdeki "sözün büyüsü" (beyan) kavramıyla da ifade edilir. Hayat boyunca seslendirdiğimiz veya yazdığımız kelimelerin bu manada büyük bir önemi vardır. Akıldan ve/veya gönülden geçen bir cümledeki kelime(ler), bilhassa dile getirildiğinde, doğumunu gerçekleştirmiş, ona ruh/hayat vermiş oluruz. Bu yüzden bir kelâmı ağızdan çıkmadan tartıp ona göre dile getirmeli veya getirmemeli....Ve eğer dile getirilecekse mutlaka cümlelerdeki kelimeler olumlu öğeler içermeli. Mesela bir çocuğu tembihlerken ona 'düşersin dikkat et' demek yerine, “dikkatli ol "düşmeyesin" denilmelidir. Çünkü bu cümledeki “düş!”/ “düşme” farkı zihinde bir talimat/emri olarak yerini alır. Bu sebeple büyüklerimiz buna yönelik olmak üzere "Ya hayır söyle ya da sus" derlerdi..buvkelâm buna matuf ifade edilmiş olsa gerek. Düşünme melekemizin yakıtıdır kelimeler. Düşünce, hayal ve duygu dünyamız kelimelerle şekillenir. "Kelâmın ruhu!" da ona yüklenen "mana" ile hayat bulur. O halde öğretim sistemimizin gözardı ettiği dil eğitimi ve öğretiminde çocuklarımıza kelimenin ruhunu, manasını idrak etmeyi ve onu canlandırmayı evvelemirde ve ilk yıllardan itibaren vermek zorundayız. İlerde unutulmaya meyilli ezberlenmiş bilgiyi yüklenmenin aksine, anlamı bilerek okuma metodolojisini öğretmekle,öğrenmeyi zevk haline getirmemiz lazımdır. Böyle olunca her bir kelimeyi telaffuz ederken zihinde canlandırmış, hatta ona ruh ve manası itibarı ile kimlik kazandırmış olacağını zihnine yerleştirmiş oluruz. İşte o zaman idrak eden, şuurlu birey olarak anlamaya, düşünmeye ve felsefesini yapmaya başlar evlatlarımız. Beş duyu ile
Reklam
Reklam