NUTUK __Bir Milletin Hafızası__ NUTUK
10/10
·688 syf.·
2026 17. kitabı
Nutuk’un son sayfasını kapattığımda odamın sessizliği değişti. Bir kitabı bitirmiş gibi değildim. Zihnim sanki bir kapıyı kapatmış, başka bir kapıyı açmıştı. Masanın üzerindeki kitap olduğu yerde duruyordu ama zihnim çoktan bulunduğum yerden ayrılmıştı. Bir süre sonra ne odam kaldı ne de duvarlar. Zihnimi açtığımda kendimi Ankara’da buldum. Takvimler 1929 yılını gösteriyordu. Sonbaharın sert ayazı sokaklarda dolaşıyordu. Ben, Ravi, Hiç ve Münzevi eski bir konağın üst katındaki küçük bir okuma odasında oturuyorduk. Bu konak, eski bir karargah binasından dönüştürülmüş bir yapının içindeydi. Duvarlarda haritalar hala duruyor. Fakat artık masanın üzerinde silah değil kitaplar var. Ortadaki ahşap masanın üzerinde Nutuk duruyor. Gaz lambasının sarı ışığı kitabın kapağına vuruyordu. Kömür sobasının içinden gelen çıtırtılar sessizliği bölüyor, sonra yeniden kayboluyordu. Bir süre kitabın ilk sayfalarından konuştuk.
NutukMustafa Kemal Atatürk · Parola Yayınları · 201434,4bin okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2026 11. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 00:00
Ismine bakıp da aldığım bir Roman beni gerçekten çok yordu.Ben ne okuyorum dediğim çok fazla bölüm oldu .Roman, iç içe geçmiş anlatılar, zaman geçişleri ve sembolik anlatımıyla sürekli düşünmeye sevk eden bir tarzda yazılmış vermek istediği mesajı anlamak zaman zaman çok zor hatta imkansız geldi bana . Rüya aleminde bir seyahat karmaşık alakasız olay örgüsü kafası karışık bir karakterin iç dünyasına odaklanan eser, alışılmış anlatım biçimlerinin dışına çıkarak dikkatli bir okuma gerektiriyor. Romanın karmaşıklığı, parçalı anlatımı, sembolik dili çok yorucuydu maalesef iyiki okumuşum diyemeyeceğim. Elimde bir kitabı daha var ama okurmuyum bilmiyorum. Incelemede Roman gibi karmaşık ve girift.
İbrahim'in Kaybettiğini BulmasıdırGüray Süngü · Ketebe Yayınları · 2022732 okunma
Reklam
Puan vermedi·240 syf.··
2026 41. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 00:00
Bazı kitaplar yalnızca yaşadığımız dünyayı açıklamaz; onun görünmeyen mekanizmalarını da açığa çıkarır. Gösteri Toplumu tam olarak böyle bir eser. Guy Debord, modern toplumda insanların gerçek deneyimlerden giderek uzaklaştığını, yaşamın yerini görüntülerin, temsillerin ve tüketim kültürünün aldığını ileri sürüyor. Ona göre artık insanlar dünyayı doğrudan yaşamak yerine, kendilerine sunulan imgeler aracılığıyla deneyimliyor. Debord'un gösteri kavramı yalnızca televizyonu ya da reklamları ifade etmiyor; sosyal ilişkilerden siyasete, tüketim alışkanlıklarından gündelik yaşama kadar her alanı kuşatan bir sistemi anlatıyor. İnsanların sahip oldukları şeylerle, hatta zaman zaman oldukları kişilerle bile değil; sergiledikleri ve görünür kıldıkları kimliklerle değerlendirildiği bir dünyayı eleştiriyor. Kitabı okurken özellikle günümüz sosyal medya çağını düşünmemek neredeyse imkânsız. 1967 yılında kaleme alınmış olmasına rağmen, takipçi sayılarının, görünürlüğün ve dijital imajların bu kadar belirleyici olduğu bir dönemi adeta önceden görmüş gibi. Bu yönüyle eser, yalnızca bir toplum eleştirisi değil; aynı zamanda modern insanın kendisiyle ve çevresiyle kurduğu ilişkinin de sorgulanması. Kolay okunan bir kitap değil; aforizma benzeri yoğun cümleleri ve teorik dili nedeniyle dikkatli bir okuma talep ediyor. Ancak sabır gösterildiğinde, okura yaşadığı çağın dinamiklerini farklı bir gözle değerlendirme imkânı sunuyor. Gösteri Toplumu, tüketim kültürü, medya eleştirisi ve modern yaşamın görünmez yönleri üzerine düşünmek isteyen herkes için hâlâ güncelliğini koruyan, sarsıcı ve ufuk açıcı bir klasik.
1000Kitap
Gösteri ToplumuGuy Debord · Ayrıntı Yayınları · 20211,183 okunma
Kitaba dair tat kaçırıcı bilgi içerir ya da spolier
Puan vermedi·336 syf.··
2026 3. kitabı
Ben kitabı şu meşhur uygulamadan dinledim. Bazı yetişkin problemleri diyorum. İş stresi, yollarda olmak dinleme yeteneğimi geliştirdi ve seslendirmede Deniz Yüce Başarır adeta döktürmüştü. Fakat roman? Hiçbiri tam olarak bir sonuca varmayan hikayelerle doluydu. Bu bir tarz meselesi. Okuyucuya da alan açma meselesi. Ama artık puanı her yüksek kitabın altında bir ensest çıkmasa mı? Türk Edebiyatı artık bize başka bir şey anlatamıyor mu? Evet gerçekten beklemiyordum bunu bekleseydim Veysel’i daha dikkatli okurdum ya da Eyüp çok anlatamadı mı kendini? Benim için tam oturmayan şeyler var. Yine de roman kötü diyemem kötü bulsam bitirmezdim ama artık bizi böyle bir ağın için koyup kötü şeyleri üzerimize salıp orada debelenmemizi izlemekten keyif aldıklarını düşünmeye başladım.
Rüyalar AnlatılmazNermin Yıldırım · Hep Kitap · 20194,380 okunma
Puan vermedi·291 syf.··
2026 33. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 20:45
Arthur Sammler; yetmiş yaşında, Manhattan’da yaşayan Polonyalı eski bir gazeteci ve Yahudi. Savaştan önce Londra’da uzun yıllar geçirmiş, seçkin bir entelektüel çevre edinmiş; ancak savaş her şeyi değiştirmiş. Holokost’tan kurtulmayı başarmış bir adam Sammler. Karısını ve tek gözünü geride bıraktığı toplu mezardan şans eseri sağ çıkmış. Artık herkese karşı bir yabancılık, her şeye karşı derin bir uzaklık hissediyor. İçinde bulunduğu kenti, dönemi ve insanları anlamlandıramıyor; aslında kendini hiçbir yere ait hissetmiyor. Sammler’ın çevresindeki genç kuşak hayat dolu görünse de ona göre dejenere bir yaşam sürüyor. Sammler sokağa attığı her adımında Amerikan toplumunun çürüdüğünü ve pespaye bir hal aldığını gözlemliyor. Yazar Saul Bellow, bu yaş almış adamın iç dünyasını aktarırken derin felsefi sorgulamalara girişiyor ve o yıllarda gündeme oturan Ay’a seyahat çılgınlığı ile metaforik bir bağ kuruyor. “Sammler’ın Gezegeni” ifadesi de buradan geliyor, dünyadaki yaşamın artık sonuna gelindiği fikri kahramanımızın yakasını bırakmıyor. Dikkatli bir okuma gerektiren, ince detaylarla örülü bir eser bu. Sıradan bir adamın gözlemlerinden yola çıkıp evrensel varoluş sancılarını kucaklayan büyük bir roman. 1971 yılında National Book Award for Fiction’ı (Ulusal Kitap Ödülü) kazanmış. Kolay bir okuma olmadı benim için, atmosferi boğucuydu, yordu ama en azından bir Nobelli yazarla daha tanışmış oldum.
Edebiyat
Bay Sammler'in GezegeniSaul Bellow · İletişim Yayınları · 201624 okunma
8/10
·752 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
·
571 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 12:33
Kitabı bitirdiğimde ilk izlenimim, ortaya konan emeğin büyüklüğü oldu. Özellikle kaynaklar, dipnotlar ve döneme ait belgelerle birlikte değerlendirildiğinde son derece titiz ve kapsamlı bir çalışma olduğu görülüyor. Yazarın uzun yıllar süren araştırmasının ürünü olduğu her sayfada hissediliyor. Kitabın en güçlü yönü, Kurtuluş Savaşı'nı kronolojik bir bütünlük içerisinde ve çok geniş bir perspektiften ele alması. Cepheler, siyasi gelişmeler, diplomatik süreçler ve toplumsal atmosfer ayrıntılı biçimde aktarılıyor. Bu yönüyle eser, bir romandan ziyade ciddi bir tarih çalışması niteliği taşıyor. Bununla birlikte, kitapla ilgili bazı eleştirilerim de var. Öncelikle askeri detayların yoğunluğu zaman zaman okuma akışını zorlaştırabiliyor. Birlik hareketleri, cephe değişimleri, komutanlar ve operasyonlara ilişkin ayrıntılar o kadar sık veriliyor ki, dikkatli ve düzenli okunmadığında okuyucu olay örgüsünü takip etmekte zorlanabiliyor. İkinci olarak eser genellikle "tarihi roman" olarak tanıtılsa da, bana göre romandan çok belgesel niteliğinde bir tarih anlatısı. Kurgusal unsurlar oldukça sınırlı. Örneğin Nesrin ve Faruk arasındaki ilişki kitapta yer alsa da son derece yüzeysel işlenmiş. Oysa savaşın bir askerin, bir annenin, bir çocuğun ya da sıradan bir Anadolu insanının gözünden daha fazla anlatıldığı bir yapı tercih edilseydi, okuyucu olaylarla daha güçlü bir duygusal bağ kurabilirdi. Benzer örnekler çoğaltılabilir. Bu nedenle roman akıcılığında tarih öğrenmek isteyen bazı okuyucular hayal kırıklığı yaşayabilir. Kitapta bilgiler çoğunlukla kronolojik ve peş peşe aktarılıyor; bu da zaman zaman akademik bir tarih kitabı hissi veriyor. Bir diğer eleştirim ise yazarın Sultan Vahdettin'e yaklaşımıyla ilgili. Günümüzde Vahdettin hakkında genel olarak iki farklı yorum
Şu Çılgın TürklerTurgut Özakman · Bilgi Yayınları · 202324,6bin okunma
Reklam
Reklam