Velespit :)))))hahaa
°1899 yılıydı henüz. Oturanlar velespit nedir, nasıl bilmiyorlarsa Dila Hanım da bilmiyordu. Anlatan; "Hani nasıldır kahve değirmeni, nasıldır çıkrık, velespit de öyledir. İki tekerlekli. Ayaklarının altında bir dişliyi döndürürsün. Ön tekerliği elinin altında dümenle tutarsın. Arka tekerlek iter, sen ön tekerleği nereye çevirirsen velespit oraya gider." Dinleyenler "Allah Allah!" diyorlardı, "koskoca Salih Ağa'nın oğlu! Ahırları at dolu araba dolu! Nerden heves etmiş bu şeytan icadına?"°
«Nasıldır kahve değirmeni, nasıldır çıkırık, kolunu döndürürsün bir çark öbür çarkı, bir dişli öbür dişliyi döndürür, velespit de o türlü, iki tekerlekli. Ayaklarının altında bir dişliyi döndürürsün, o dişlinin zinciri arka tekerleği döndürür.. Ön tekerleği elinin altında dümenle tutarsın. Arka tekerlek iter, sen ön tekerleği nereye tutarsan velespit oraya gider.»
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Önümüzdeki yaz 'tombul kız kimmiş' onlara gösterecektim. Bu kadar karaktersiz olmayı nereden, kimden öğreniyordu insanlar? Kötü olmanın erdemleri, kalp kırmanın ödülleri var da ben mi bilmiyordum? Vefa İstanbul'da bir semt adı, dostluklar şarkı nakaratı, vicdan kadın ismi olmuş, aşk ise... Aşk ise Selvi boylum al yazmalımda, Dila Hanım'ın ölümüne yapılan dansında, küçük hanımefendide, ateş böceğinde, evcilik oyununda, arım balım peteğimin orkestra şarkısında, bir nevi sisli hatıralarda kalmış. Şimdinin çağı sadakatsizler, katiller, tecavüzcüler, takıntılılar, maddiyatçılar, kıskançlar, insanlıktan nasibini almayanlarla dolu. Gördükçe, duydukça tüm bu duygulara alışıp sıradanlaştıracağız diye korkuyorum. Ben zaman makinesine binip en az otuz kırk yıl geriye gitmek istiyordum. Onun yerine uçağa binip İstanbul'a gittik.
Sayfa 127·Kitabı okudu
Alıntı
Ey dil ey dil sana kim itdi cefâ noldı sana Aglayup yanmadasın subh u mesâ noldı sana Yok mı hâtırda aceb zevk u safâ noldı sana Gizli gizli nedir ol âh u bükâ noldı sana O perî-rûyı mı sevdin acebâ noldı sana Sende var aşk eseri söyle dilâ noldı sana Dün gice cân atup ol âteş-i dîdâra hemân Yine tâ subha kadar eyledin âh u efgân Beni sen bir güle bülbül gibi itdin nâlân Var ise işledi öz cânına tîr-i müjgân O perî-rûyı mı sevdin acebâ noldı sana Sende var aşk eseri söyle dilâ noldı sana
Sayfa 66·Kitabı okudu
Değerli yazarlarımızın romanlarından, öykülerinden film senaryoları yazılmıştır. Ben de Halide Edip Adıvar'ın "Sinekli Bakkal"; Orhan Kemal'in "Hanımın Çiftliği"nden uyarlanan Vukuat Var; Reşat Nuri Güntekin'in "Bir Dağ Masalı", "Akşam Güneşi" ve "Çalıkuşu"; Kerime Nadir'in "Sisli Hatıralar", "Dert Bende" ve "Genç Kızlar"; Muazzez Tahsin Berkant'ın "Mağrur Kadın", "Mualla"; Sadık Şendil'in "Yedi Kocalı Hürmüz"; Kemal Bilbaşar'ın "Cemo"; Necati Cumalı'nın "Dila Hanım", "Mine"; Cahit Atay'ın "Sultan Gelin"; Cengiz Aytmatov'un "Selvi Boylum Al Yazmalım"; Yaşar Kemal'in "Yılanı Öldürseler" ve "Menekşe Koyu"; Sabahattin Ali'nin "Gramofon Avrat"; Oktay Arayıcı'nın "Rumuz Goncagül"; Peride Celal'in "Ada"; Erhan Bener'in "Ölü Bir Deniz" gibi eserlerinden uyarlanan filmlerde rol aldım.
”Evlerin üzerine çatılar kuruyorlar Dila Hanım. Yıldızların hiç mi zoruna gitmiyor? Sana şehir ışıkları diliyorum Dila Hanım. Nihayetinde yıldızların en büyük katili. Sana betondan evler, çiçek olmayı beceremeyen insan gürültüsü diliyorum.”
Sayfa 121