Yüzlerce kez canıma kıymanın eşiğine geldim fakat yine de seviyordum hayatı. Bu gülünç zaaf belki de en vahim eğilimlerimizden biridir; biteviye yere çalmaya can attığımız bir yükü daima taşıma arzusu, varlığından iğrenmek ama yine de yapışmak o varlığa, velhasıl, bizi yutmakta olan yılanı, kalbimizi kemirinceye değin okşamak… Bundan daha aptalca bir şey olabilir mi?
Asıl her şeyden azar azar anlayan akıldanelerinden korkmalı insan. Herkes kendi işini yapsın, yeter. Benim gözümde bilmediğini açıkça söyleyen insan, bilmediğini biliyormuş gibi görünen ve her şeyi ağzına yüzüne bulaştıran ikiyüzlüden daha değerlidir.
Kesin ve kaçınılmaz ölüm var bunların hepsinde,
ama ben yaşıyorum yine de
kıskandığım, hasret duyduğum, reddedildiğim halde
ve emin olarak beni öldüren şüphelerden,
ne görülmemiş bir mucize!
En ufak bir umut bile yok asla ama unutuldukça artıyor yine de hevesim,
sonsuza kadar umutsuz kalmaya yemin ediyorum,
bu da benim şikâyet etme şeklim:
umut aramadan işkence çekmek.