"Bana ne kadar acımasız davrandığını şimdi anlıyorum, ne kadar acımasız davrandığını ve nasıl aldattığını. Neden beni hor gördün? Neden kendi kalbini de yanılttın, Cathy? Seni avutacak tek söz söylemeyeceğim. Bunu hak ettin. Sen kendi kendini öldürdün. Evet, beni dilediğin kadar öpüp ağlayabilirsin, benden de karşılık görebilir, bana da gözyaşı döktürebilirsin; bunlar seni yakıp bitirecek, seni kahredecek. Beni seviyordun - öyleyse beni bırakıp gitmeye ne hakkın vardı? Söyle, Linton'a duyduğun o geçici heves yüzünden beni bırakıp gitmeye ne hakkın vardı? Çünkü ne yoksulluk ne alçalma ne ölüm, kısacası Tanrı ile Şeytan'ın elbirliğiyle üzerimize yığabileceği hiçbir şey bizi ayıramayacakken, bunu sen kendi isteğinle yaptın. Senin kalbini ben kırmadım, onu sen kendin kırdın; kendininkini kırarken benimkini de kırdın.”
"Belki de uzun bir süredir görüşmemişlerdi. Çok çok uzun bir süre. Belki de birbirlerine son kez böyle sarıldıklarında hâlâ gençtiler."
"Yani birbirlerini kaybetmişlerdir mi demek istiyorsunuz?"
"Evet. Öyle olmalı. Birbirlerini kaybetmişlerdir. Ve şimdi, tesadüfen, birbirlerini tekrar bulmuşlardır."
İnsanlar "kötü"yü anlamak ister. Beyhude bir istektir. Kötülük gökkuşağı gibidir. Ne kadar yaklaşırsan o kadar uzaklaşır. Kötü anlaşılamadığı için kötüdür ya zaten
Erkek, nesne seçimi yolu üzerinde, normal bir şekilde annesinin, belki de kız kardeşinin imajından, sevgi nesnesine ulaşmıştır. Ensest engeli nedeniyle sevgisi, çocukluğunun bu iki değerli şahsından uzaklaşmış ve bu şahısların özelliklerini taşıyan yabancı bir nesneye varmıştır.