Roza

Roza
@dilavesta
Peykerekî: antîk, derîzî û mîtolojîk im..
Doğunun Prangaları Arasında Bir Kadın ve Şair
Puan vermedi·104 syf.·
2026 6. kitabı
​Furuğ’un dizelerinde gezinmek, insanın kendi içsel karanlığıyla yaptığı o en dürüst, en amansız hesaplaşmaya şahitlik etmek gibi. Onu sadece Doğu’nun prangalarını kırmış muhalif bir kadın figür olarak okumak, içindeki o muazzam varoluşçu derinliği ıskalamak olur; çünkü onun meselesi toplumsal sınırların çok ötesinde, doğrudan var olmanın ve o varoluşun getirdiği kaçınılmaz yalnızlığın ağırlığıyla ilgili. Keder, onun kelimelerinde gelip geçici bir sitem değil, adeta bir hayat metoduna dönüşüyor; acıyı bir mağlubiyet gibi değil, bu hoyrat dünyada hala hissedebilen, hala canlı kalan o asil ve yaralı yanımızın tek kanıtı olarak fırlatıyor yüzümüze. Sayfalardan sızan o çürüyen bahçeler, ağır aksak akan nehirler ve geceye sığınan sessizlik alelade birer tasvir değil; modern insanın o bitmek bilmeyen köksüzlük sancısının, anlam arayışının edebi birer izdüşümü. Kalabalıkların gürültüsünden kaçıp kendi asil inzivasına çekilenlerin, dünyayı felsefi bir melankoliyle göğüsleyenlerin ruhuna dokunuyor Furuğ; ve insan onun hüznüne ortak oldukça, zamana ve yok oluşa direnen o zamansız uçuşun tam ortasında buluyor kendini. Kederli İpek bir oturuşta okunup bitirilecek, sabun köpüğü metinlerden değil. Her dizede durup düşünmeyi, o kederin sızısını içimizde hissetmeyi gerektiriyor. Furuğ Ferruhzad, erken biten yaşamına rağmen, bıraktığı bu mirasla zamana meydan okumaya devam ediyor. Başucumda her zaman kendine yer bulacak, dönüp dönüp sığınacağım bir liman bu kitap.
Alıntı
Kederli İpekFuruğ Ferruhzad · Telos Yayıncılık · 2016798 okunma
Reklam
Kendi peşimi bile bıraktım.
Puan vermedi·108 syf.·
2026 4. kitabı
Bazı kitaplar olay anlatmaz; insanın içine siner. Lüzumsuz Adam da tam olarak böyle bir kitap. Sait Faik, bu eserinde modern insanın görünmeyen kırgınlıklarını, kalabalıkların içindeki sessiz yabancılığını öyle sade ama sarsıcı bir dille anlatıyor ki, hikayeleri okurken bir karakteri değil, kendi iç sesimizi dinliyormuşuz gibi hissediyoruz. Çünkü onun kahramanları büyük insanlar değil; kenarda kalmışlar, anlaşılmamışlar, hayata bir türlü tam karışamamış olanlar. Belki de bu yüzden bu kadar gerçekler. Kitaptaki “lüzumsuzluk” hissi bana göre yalnızca topluma ait olamama meselesi değil; insanın kendi varlığıyla kurduğu kırılgan ilişkiyle de ilgili. Sait Faik’in karakterleri sürekli bir yere yetişmeye çalışan insanlar değil. Daha çok, yaşamın kıyısında oturup insanları izleyen, küçük ayrıntılarda kaybolan insanlar. Ve tam da bu yüzden hikayelerinin içinde büyük bir edebiyat var. Çünkü Sait Faik, herkesin baktığı yerde kimsenin görmediğini görüyor. Onun dili beni en çok etkileyen şeylerden biri oldu. Fazlasız, gösterişsiz ama derin. Sanki kelimeleri yazmıyor da yaşıyor. Özellikle İstanbul’u anlatış biçiminde bunu çok hissettim; sokaklar, kahveler, vapurlar, balıkçılar… Hepsi yalnızca bir mekan değil, insan ruhunun uzantısı gibi duruyor. Şehir onun elinde canlı bir şeye dönüşüyor. Bu kitabı okurken sürekli şu düşünce geçti aklımdan: İnsan bazen gerçekten de dünyaya fazla duyarlı geldiği için “lüzumsuz” hissediyor olabilir. Belki de toplumun normal kabul ettiği şeylere uyum sağlayamayan insanlar, aslında en çok hissedenlerdir. Sait Faik’in kahramanları bana bunu düşündürdü. Lüzumsuz Adam, bittiğinde insanda büyük cümleler bırakmıyor belki ama ince bir sızı bırakıyor. Ve bazı kitapların değeri tam olarak buradan geliyor zaten; bağırmadan insanın içinde kalabilmelerinden.
Alıntı
Lüzumsuz AdamSait Faik Abasıyanık · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201710,4bin okunma
Doğrudan insanın kırılmış varoluşu...
Puan vermedi·104 syf.·
2026 3. kitabı
Yeryüzü Ayetleri bana göre yalnızca bir şiir kitabı değil; insanın kendi varoluşuyla giriştiği en çıplak hesaplaşmalardan biri. Furuğ’u okurken bir şairin dizelerine değil de, modern insanın ruhunda açılmış derin bir yarığa bakıyormuş gibi hissediyorum. Onun şiirlerinde beni en çok etkileyen şey, acının estetik bir nesneye dönüştürülmemesi. Çünkü Furuğ acıyı anlatmıyor; doğrudan yaşatıyor. Ve bunu yaparken insanı büyük cümlelerle etkilemeye çalışmıyor. Tam tersine, son derece sade ama yıkıcı bir dürüstlükle konuşuyor. Furuğ şiirlerinde sürekli hissedilen bir “ait olamama” hali var. Ne aşka tam olarak sığınabiliyor, ne topluma, ne de kendi bedenine. Bu yüzden onun şiiri bana biraz sürgünü hatırlatıyor; insanın kendi hayatına bile yabancı kalabildiği o içsel sürgünü. Özellikle kadınlık üzerine kurduğu dil çok çarpıcı. Çünkü burada kadın yalnızca sevilen ya da terk edilen biri değil; düşünen, arzulayan, sıkılan, bunalan ve kendi varlığını anlamlandırmaya çalışan bir bilinç olarak karşımıza çıkıyor. Belki de bu yüzden şiirleri hâlâ bu kadar canlı; çünkü yalnızca bir dönemi değil, insan ruhunun değişmeyen yalnızlığını anlatıyor. Kitap boyunca beni en çok etkileyen şeylerden biri de Furuğ’un “sessizlik” duygusunu yazıya dönüştürebilmesi oldu. Bazı dizelerinde öyle bir boşluk hissi var ki, insan o satırları okumuyor da içinde yankılanıyormuş gibi hissediyor. Doğa imgelerini kullanış biçimi de çok etkileyici; kuşlar, gece, pencere, rüzgar… Bunlar yalnızca şiirsel süsler değil. Hepsi insanın iç dünyasının metafizik bir uzantısı gibi duruyor. Özellikle pencere imgesi bana hep çok dokundu; sanki hem dünyaya açılan bir eşik hem de insanın hiçbir yere gerçekten ait olamayışının sembolü gibi. Bu kitabı okurken sık sık şunu düşündüm: Bazı insanlar yaşamaz, yanar. Furuğ da öyle
1000Kitap
Yeryüzü AyetleriFuruğ Ferruhzad · Demavend Yayınevi · 20214,231 okunma
Bir mevsimden ötesi...
Puan vermedi
Silav, uzun bir aradan sonra, Hakkâri’de Bir Mevsim romanının incelemesiyle geldim... Ferit Edgü’nün Hakkari’de Bir Mevsim adlı romanı, modern Türk edebiyatında varoluşun sınırlarını mekânın sertliğiyle çarpıştıran en yoğun metinlerden biridir. Romanın merkezindeki öğretmen, hem coğrafyaya hem insanlara hem de kendine yabancı bir figür olarak karlarla mühürlenmiş bir dağ köyüne düşer. Edgü, bu düşüşü yalnızca fiziksel bir kopuş olarak değil, insanın kendisiyle karşı karşıya kaldığı bir içsel kırılma anı olarak kurar. Dilini bilmediği, kültürünü tanımadığı bir topluluğun ortasında öğretmen, kelimelerin yetersizliğiyle yüzleşirken; sessizlik, romanın en güçlü iletişim biçimine dönüşür. Coğrafya adeta bir bilinç katmanı gibi çalışır: Dışarıdaki beyaz, öğretmenin içindeki karanlığı görünür kılar; dağın keskinliği insanın varoluşsal çıplaklığını açığa çıkarır. Edgü’nün minimalist ve fragmanlı anlatımı, olay örgüsünden çok atmosferin düşünsel ağırlığını öne çıkarır; böylece roman, bir öğretmenin köylülerle kuramadığı iletişimden çok, insanın kendi varlığıyla kuramadığı ilişkiyi sorgular. Hakkari’de Bir Mevsim, toplumsal gerçekliğin sınırlarında dolaşan, ama özü itibarıyla bireyin yalnızlığına ve anlam arayışına odaklanan, Türk edebiyatının en rafine ve en suskun metinlerinden biri olarak entelektüel bir derinlik sunar.
1000Kitap
Hakkari’de Bir MevsimFerit Edgü · Everest Yayınları · 202313,9bin okunma
Puan vermedi·120 syf.·
2025 4. kitabı
Victor Hugo’nun Bir İdam Mahkumunun Son Günü eseri, bana yalnızca bir adamın ölümü bekleyişini değil, insanlığın vicdanını sorgulatan bir çığlık gibi geldi. Tek bir hücrede geçen ama bütün bir toplumun çürümüş adalet anlayışını ortaya seren bu kitap, adalet kisvesi altında işlenen en soğukkanlı cinayeti, yani devlet eliyle yapılan infazı anlatıyor. Kitaptaki isimsiz mahkum, bir suçlu olarak değil, bir insan olarak karşımıza çıkıyor. Hugo, onu ne kahraman ne de kurban yapıyor; yalnızca ölüme mahkum bir insanın zihnindeki fırtınayı bize gösteriyor. Ve o fırtına, bana şunu hatırlattı: Ölüm cezası, ne toplumu temizler ne de adaleti sağlar; sadece zalimliği meşrulaştırır. Bu eser, bana göre bireyin ölüm korkusunu değil, toplumun vicdan yoksulluğunu anlatıyor. Mahkumun her nefesinde, bizler de o soğuk duvarların arasında adım adım idama yürürken aslında kendi insanlığımızla yüzleşiyoruz. İdam sehpası, yalnızca onun değil, bu kararı onaylayan herkesin boynuna geçirilmiş görünmez bir ilmek gibi duruyor. Bir İdam Mahkumunun Son Günü, benim için sadece edebiyat değil; bir vicdan manifestosu. Victor Hugo, bu kitabıyla bize şunu fısıldıyor: Devletin suçluyu öldürmesi, suçu ortadan kaldırmaz; ama insanlık onurunu öldürür.
Edebiyat
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,4bin okunma
Reklam