Geçen gün bir tahlil yazısında, övülen bir şiir kitabının hararetli savunmasında, okur, o bir sayfaya üçbeş dizenin iliştirildiği, şiirlerin bir solukta okunup bitirildiği şiir kitaplarının yüzlerce sayfalık felsefe, tarih ve sosyoloji vb. kitaplarının yanında, okunmuşlar listesine yakışmadığı konusunda bizlere telkinler veriyordu. Oysa bazen bir solukta okunduğu iddia edilen o dize, ruhun perdesini öyle bir kımıldatıverir ki, o notlar aldığımız, en baştan defaatle okuduğumuz yüzlerce kitabın size veremediğini, bir emanetmiş gibi hürmetle bırakır heybenize...
Sadece bir dize, bazen hiç şahidi olmadığınız sırlı bir rüzgâr gibi, toprağı eşeleyip, içine oyuncağınızı sakladığınız günlerden haberler fısıldar size... Tıpkı kalbini görebildiğiniz birisiyle konuşmanın sizleri getirdiği o yepyeni, o aydınlık, o şaşırtıcı cümleleri, söylediğiniz ama bir yabancı gibi uzaktan hayretle dinlediğiniz o bilinci aşan dakikalar gibi...
Furüğ Ferruhzad'ın şiiri bana Fransız yazar George Sand'ın satırlarını anımsatır hep, etkilendiği yazarlar arasında yer aldığını düşünmekle birlikte, elimizde bu hususta kesin bir bilgi bulunmamakta :) Ama Sand'ı okuyanların inanılmaz benzerliği onaylayacağını tahmin ediyorum...
İlk şiir mecmuası 'Esir' ile şiir serüveninin ikinci yarısını başlatan 'Tevellud-i Diger' arasında inanılmaz bir değişim söz konusu...Esir'i serazer bir ruh ikliminde, Romantizmin tesiri altında özgürlük ve şahsiyet mücadelesi içerisinde kaleme aldığını, şiirinin ikinci yarısında felsefi ve sosyal konulara eğilim gösterdiğini gözlemliyoruz.
Füruğ, kadın şairlerin boşluğunu (sayıca azlığını) büründüğü katıksız, korkusuz, yalın ve içten duruşuyla aşabilecek kadar şair...'Kadından şair olmaz' kabulünü de bence ziyadesiyle al aşağı etmiştir.
Beni en çok büyüleyen, Onun kendisiyle