Ne devlettir ki dildârım sen oldun...
Enîs ü mûnis ü yârim sen oldun.
Dil-i pür-derdimin dermânı sensin...
Şifâ-yı-cân-ı bimârım sen oldun.
Bana hasm olsa âlem halkı gam yok...
Ne korku çün nigehdârım sen oldun.
Safâlar ger cefâlar bulsa cânım...
Refik-ı cümle etvârım sen oldun.
Sana dil vermişem ey cân-ı âlem...
Ezelden çünkü dildârım sen oldun.
Disem ismi-şerîfin yâdımız bes...
Dilimde cümle güftârım sen oldun.
Sana ta'zım eder dillerde Hakkı...
Der inkârım yok ıkrârım sen oldun.
Sayfa 45 - bahar yayınevi | erzurumlu ibrahim hakkı hazretleri
Sanma şâhım herkesi sen sâdıkâne yâr olur,
Herkesi sen dost mu sandın, belki ol ağyâr olur.
Sâdıkâne belki ol bu âlemde dildâr olur,
Yâr olur, ağyâr olur, dildâr olur, serdâr olur.
Bugün âşıkların esrarına agâh olan gelsün
Bu meydan-ı muhabbette fenâfillah olan gelsün
İki dünyayı terk eden, bu yola baş açık giden
İşi dildarı şevkinden demadem ah olan gelsün
Bâbür'ün sohbeti seven yaşlı halaları, gerekli tavsiyeleri vermek ve uyarılarda bulunmak üzere oradaydılar. İnce oymalı ahşap sandalyelere oturmuş, ayaklarını küçük kadife minderlerine uzatmışlardı. Bir yandan da doğum odasında gergin bekleyen kadınları sakinleştirmek için çeşitli hikâyeler anlatıyorlardı. Bir çocuk dünyaya getirmek, önemli ve asil bir görevdi. Özellikle erkek çocuk daha çok arzu edilirdi. Ancak hepsi, doğum sırasında ya da sonrasında anne ve/veya bebeğin ölüm riskinin yüksek olduğunun farkındaydılar. Doğum ve sonrasındaki bakım geleneklerini yaşatan bu yaşlı kadınlar, korkuları hafifletmek için ellerinden ne gelirse yapmaya hazırdılar. Dildar için bu süreç tanıdık olsa da yine de içi endişe doluydu.
Gün olur ey meh-ı nâzım bu sabâhat da geçer
Bizi hicrânda koyan bu şeb-i hayret de geçer
Vâsıl-ı evc-i kabûl eyle recâmız yohsa
Yerde kalmaz sanma âh-ı felâket de geçer
Nâ-hudâ Nûh-ı nebî olduğu dem şek yokdur
Gavta-i varta-i Tûfân bu nevbet de geçer
Hat gelip leşker-i hüsnü geçicek dildârın
Dili muIber eden ol kîne vü nahvet de geçer
Sâf kıl âyîne-i sîneni nîk ü bedden
Tab’a âmed-şud eden sûret-i hayret de geçer
Çekilenler kalur Es’ad bu cihân içre hemân
Vakt-i şâdî de gelir mevsim-i mihnet de geçer