Fotoğrafa dair Susan Sontag'ın bir tespiti bana hep çarpıcı gelmiştir. "Fotoğraf bizim fethetme duygumuzu karşılar (tatmin eder)." Başkalarını, başka mekanları ele geçirme, fethetme belki de hükmetme tutkumuzun ifadesi... Bir fotoğraf karesinde dondurduğumuz o görüntünün, içimizde itiraf edilmemiş duyguların yansıması olarak, böyle bir boyutunun olması her zaman geçerli bir durum mudur?
Hayat mekanla sınırlı,zamanla kayıtlı... Mekanla sınırlanmış hayatımıza, eşya ile kurduğumuz ilişkiler ağı farklı bir boyut katıyor. Zamanı iplik iplik ören bu çok katmanlı ilişkiler yumağı da hayatımızın anlamına dair dışa vuran görüntüler. O an ,orada ve onunla boyut kazanan , hayatı mekanikleşmekten kurtaran , ona anlam katan şey nedir? İnsan zaman, mekan ve eşyayı aşan anlam boyutunu çoğu kez izah etmekte zorlanır. Sanki eşyanın da bir ruhu vardır; belli bir zamanlamayla o mekana doğru karşınıza çıkmak üzere yok almaktadır.
El Hamra, bir medeniyeti olduğu kadar çürümeyi; Endülüs bir medeniyetin zenginliğini hatırlattığı kadar isyanla alevlenen bir direniş ve diriliş ruhunu da hatırlatmıyorsa tarih eksik yazılıyor demektir.