Dolayısıyla damgalı kişiye, bir yandan herkes gibi biri olduğu söylenirken diğer yandan da "mış, miş" gibi yapmasının ya da "kendi" grubuna ihanet etmesinin peki akıllıca olmayacağı söylenir. Kısaca ona, hem herkes gibi olduğu hem de herkes gibi olmadığı söylenir.
Bir kadın "Değiş" diyerek kültürü daha bilinçli kılamaz. Ama kendisine yönelik tutumunu değiştirebilir ve böylece de değersizleştirici yansıtmaların kaldırılıp atılmasını sağlayabilir. Bunu, bedenini geri alarak yapar; doğal bedeninin sevincini terk ederek değil, mutluluğun sadece belli bir şekle ya da yaşa sahip olanlara bağışlandığı şeklindeki popüler yanılsamaya aldanarak değil, herhangi bir şeyi yapmak için bekleyerek ya da geri adım atarak değil, gerçek hayatını geri alarak ve onu tüm kapasitesiyle yaşayarak yapar. Bu dinamik kendini kabullenme ve kendine değer verme tutumu, kültürdeki bakış açılarının değişimini başlatacaktır.
Bir kadının içine doğduğu ve altında yaşadığı en yıkıcı kültürel koşullar, insanın ruhuna danışmadan boyun eğmesinde ısrar eden; sevecen bağışlama törenleri olmayan; bir kadını ruhu ile toplum arasında seçim yapmaya zorlayan; ekonomik zümreler ya da kast sistemleri nedeniyle başkalarına merhameti engelleyen; bedenin "temizlenmesi" gereken bir şey ya da emirle düzene sokulacak bir tapınak olarak görüldüğü; yeni, olağandışı ya da farklı olanın hiçbir zevk uyandırmadığı; merak ve yaratıcılığın ödüllendirilmek yerine cezalandırılıp küçümsendiği ya da ancak bu kişi kadın değilse ödüllendirildiği; bedene acı verici eylemlerin uygulandığı ve buna kutsal dendiği ya da ne zaman bir kadın cezalandırılsa, Alice Miller'ın dediği gibi, bunun "onun kendi iyiliğı için" yapıldığı; ruhun kendi başına bir varlık olarak kabul edilmediği toplumlarda görülür.