Yüksek Mimar Irfan Nuralioğlu'nun 22 Aralık 1955 tarihli nüshada yayımlanan "Kazmayı Nereye Vuralım?" başlıklı yazısını okuyalım:
"İçinde Patrona Halil gibi bir zorbanın tellâklık etmesinden başka bir
değeri yoktur" diyerek, Koska yolunu tıkayan mahut hamamı yıkmak istiyoruz. Her nedense yolun genişlemesi imkânını bulamayan Belediye, hamamın mimari bir değer taşımadığını zorla kabul ettirmek niyetinde.
Estetiğin kilogramı olmamakla beraber, bu eserin güzelligi hiçbir ölçüye vurulmasına ihtiyaç kalmayacak kadar aşikârdır. Hamam binası, karşısında bulunan Hasan Paşa Hanı ve Simkeşhane ile mükemmel bir üçlü yapı grubu teşkil eder. Kütlesi itibariyle devrinin eseridir, vakur bir ifade taşır.
Proporsion dediğimiz mimari nisbet bakımından tetkik edecek olursak, her şeyini yerinde buluruz: İki büyük kubbenin birbirine nisbeti, kubbelerin kaideye, cephe kenarlarının birbirine ve ufak kubbelerin ana kütleye nisbetleri tam bir mükemmeliyet içerisindedir. Bir hamamın ihtiva etmesi icap eden mahremiyeti, bu binanın ahenkli kapı ve pencerelerinin ağzında bulabiliriz.
Beyazıt'tan buraya bakacak olursak, sağ tarafta sıralanmış, zevksiz tabela çokluğu ile yamalı bir bohçayı andıran binalar görürüz. Sakil, fakat ruhsati olan bu binaların önünde hamam bütün ahengi ile "Ben varım," diye şıkar. Geleceğe bu modern taslağı derme çatma binaları bırakırken, dede yadigârı bir zarafete istimlâk kazmasını indirmek çok yazık ve affedilmez bir hareket olur. Kazmanın asıl ineceği yer, yol imkânı bulamayan dimağımızın uyuşuk tarafı ve ruhumuzun zevksiz köşesidir.”