Hatice

Mürşidler tâlibe talep bağışlarlar, yani Allahu teâlâyı sevdirirler. Tâlip, Allahu teâlâyı gereği gibi sevdikten sonra, Allahu teâlâya da o talibi sevdirirler.
Reklam
“Satırlarda, sadırlara şifâ bir şeyler bulursanız lütfedip okursunuz.”
Dua En Önemli Telkindir
Çaresizliklerimiz karşısında, "Aman ya Rabbi, itaat ettik. Senin affını ve yardımını istiyoruz." dedikçe, zihinlerdeki "yapamam" düşüncesi terbiye olur. Dua en önemli telkindir ve anlayarak yapılan dua daha makbuldür. Dua ederken okuduğu sözlerin manasını anlamayanların Türkçe dua etmesi daha faziletlidir. Toplum olarak dualarımızda ne söylediğimizi pek anladığımızı düşünmüyorum. Ettiğimiz duaların anlamını da öğrenmeye gayret edelim. Unutmayalım dil ile beynin ilişkisi çok kıymetlidir. Bu alanda yapılmış pek çok çalışmadan biri, "Kelimelerin biyokimyasal gücü vardır." diyor ve ekliyor: "Çok acıktığınızda, 'Açlıktan ölüyorum.' derseniz daha çok yersiniz, 'Biraz acıktım.' derseniz daha az yersiniz. Birisi sizi sinirlendirdiğinde, 'Bu adam beni deli ediyor.' derseniz daha çok sinirlenirsiniz. Onun yerine, 'Söylediklerine biraz bozuldum.' derseniz daha az sinirlenirsiniz." Buna göre günlük kullandığımız dil beynimizdeki salgıları etkiliyor. Bu nedenle dua ederken beynimize, kalbimize sürekli mesajlar gönderdiğimizin farkında olalım. Dua ederken âdeta dünyevî-uhrevî, maddi-manevi bir hayat programı yapıyor, kendimize ahlakî hedefler koyuyoruz. Neyi hedefliyorsak onun için dua ediyoruz. Bu nedenle bir süre sonra dualarımız düşünce tarzımızı da değiştiriyor.
“Bu dünya Şeddâd, Nemrûd ve Fir'avn artığıdır. Anların artığı necistir.” Ve der ki: “Sana dünyada iki nesne edebilirsen tapdır (yetişir). Evvel dervişler sohbeti ikinci velîler hurmeti.” İbrahim Bin Dâvud Rakkî -kaddesallahu sırrah-
ANLAMLI TEDİRGİNLİK Mineraller ve taşlar seyahat etmez. Bitkiler kökleriyle toprağa sabitlenmiştir. E hayvanlar göç eder ama bildik bir yerden, yine bildik başka bir yere giderler ya da bilinçli bir seyahat diyemeyeceğimiz yer değiştirmeler yaparlar. Buna mukabil, sadece insandır ki, gider, terk eder, bir yeri bilinçli olarak ve geri dönülmeyecek biçimde arkada bırakabilir. Bunları Jean-Luc Nancy'den, şu filozof Fransızdan özetledim. Gitmenin sadece insana özgü bir girişim ve deneyim olması anlamlıdır. Bu tespit, insanın fiziki ve yerküresel zorunluluklar karşısında cesur, beşeri kısıtlamalar karşısında ümitli olmasına yol açabilir. Ama gitmenin, yolculuk yapmanın, iç-dış bakışımlılığı içinde düşünülerek, sadece dışta bir gitme ve seyahat değil, aynı zamanda içte bir seyahat olarak düşünülmesi biz müminler için daha da anlamlıdır. İrfan ehlinin, iç dünya ile dış dünya arasında inşa ettikleri bakışımlılığı esas alarak diyebiliriz ki, insan cinsinin dışarıda seyahat edebiliyor olmasının anlamı, iç dünyada seyahat edebiliyor olmasıdır. İnsanoğlu, dış dünyada terk edebilme becerisiyle donatılmışsa, bu aynı zamanda onun iç dünyasında da terk edebilme becerisi gösterebileceği, hatta göstermesi gerektiği anlamına gelir. Çünkü bu bakışımlılık ilkesine göre, dış iç'in modelidir ve dışın imkanları iç'in imkanlarına işaret eder. Şöyle de diyebiliriz: Taşlar yer değiştirmezler. Bu onların özsel olarak değişmedikleri anlamına da gelir. Bu sebeple, kalbin sertliğine işaret eden taş kalpli olmak, değişim kabul etmemek demektir. Yani bir halden diğer hale, bir duyuştan diğer duyuşa gitmemek, tepkisiz kalmak. Oysa gitmek, bir yeri terk etmek, bir yeri kastederek yürümek, yolcuyu değiştirir. Çünkü gitmek, yolcuyu kalkış ve varış noktaları arasında böler. Belki böler değil de
Reklam