* Yarabbi, eserlerin ve tavırların değişmesinden anladım ki sen bana her şeyde kendini bildirmek istiyorsun. O kadar ki, hiçbir şeyde senin hakkında cahil kalmayayım.
Hastalık ve sağlık, zenginlik ve yoksulluk, saygın olmak ve alçalmak, darlık ve genişlik, taat ve isyan, yokluk ve varlık gibi haller, bu babdandır. Allah'ın işi olan bu haller, ilâhî sıfatların eserleridir. Bu hallerin değişmesi insana Allah'ın büyüklüğünü, birliğini, celal ve cemalini bildirmek içindir. Eğer öyle olmasa yani insan, seçip razı olacağı bir tavırda olsa, âriflerin Cenab-ı Hak hakkındaki marifeti eksik kalırdı. Mesela bir insan hastalandığı veya yoksulluğa düştüğü zaman Cenab-ı Hakk'ın kendisini iyileştireceğini veya muhtaçlıktan kurtaracağını, zaten bu hastalığı yoksulluğu kendisine takdir edenin Hak Teâlâ olduğunu bilirse şüphesiz teselli bulur, sabreder. Sonra da hastalığın sağlığa, fakirliğin zenginliğe döndüğünü gördüğünde şükrünü artırır. Cenab-ı Hak bu tavırlardan birini mesela zenginlik ve sihhati insanda daimî kılsa, bunun tersi bir tecelli hiç çıkmamış olsa, hastalık ve yoksulluğu giderecek ilahî kudret bilinemez ve Hakk'ın bu tecellisi ortaya çıkmaz, örtülü kalırdı. Böylece mârifetullah eksik olur, Hakk'ın bu eserleri görülemezdi. Hâlbuki insan her an ibadet ve mücahedesine göre mârifetullah bahçesinde gezinmeli, onun ebedî zevklerine dalmalı, bu nimetlerin tamamına erişmek için beşerî hallerin hiçbirinde gafil olmamalıdır.
Bazı ârifler: "Kim ahiret ekinliği olan dünyadaki cennete girerse, ahiretteki cennete arzu duymaz ve âlemdeki hiçbir halden ürkmez. Bu dünyadaki cennet mârifetullahtır." demişlerdir.
Malik bin Dinar Hazretleri: "İnsanlar en güzel şeyi tanımadan dünyadan çıkıp gidiyorlar." demiş. "En güzel şey nedir?" sualine ise: "Mârifetullahtır!" cevabını vermiştir.