Hatice

Sonucunu umursamadan vapura bindiğinde üzerinde uçarılığa benzer elbet geçecek ama hatırasının kalmasını istediği bir öğle vakti ışığı parladı.
Reklam
Sabaha vardığında kendini derde uyanmış gibi duymayışına şaştı. Erkenden, mihnetsizce, didişmeden yatağa savuşmuştu. Karşılaştığı sorguya da eski adamlar gibi sorgu kabul etmez, soru kabul etmez, cevap da kabul etmez, kabalık da etmez műstakil taş bir bina gibi durunca sabah sanki üstüne bir kat, şık bir çatı katı yükselmişti. Kendini akşamdan sabaha dert artırmış da şimdi dökecek yer arayan değil, temiz cila, sıva kokularıyla hür ve geniş buldu. Kendini kendi içinde açılmış yeni yerinde, ayakları gıcırdayarak gezer buldu. Bir bedevi tavra misli ile mukabele etmemek bile velev ki aslı, gerçek vakarı olmasın sade tavır olsun işte bir genişlik ve alan olmuştu. Bu alan ona elbet bu ve benzerlerini koyması, yetiştirmesi için verilmişti. Kendi dar, koyacak, yerleştirecek ve yetiştirecek bir şeyi olmadığı için alanı da olmuyordu, sana bu kadar yeter deniyordu demek. Hayatı sözde ve söz ile istenildiği, beklenildiği gibi yaşayarak ne ufak bir alana razı olduğunu, bu suretle bir kulübede ömrünü geçirdiğini, ruhunun da yine arada verilen bir bardak çeşme suyu ile kapalı küçük bir saksıda ölmeden, kurumadan, boy atmadan öylece durduğunu gözü ile gördü, ruhuna kendi öz benliğinden şahitlik etti. Ölmek ile bu şekil yaşamanın neden bu denli yakın ve kolay olduğunu anladı. Azıcık ile yaşıyor o azıcık kesilince de arada büyük fark olmaksızın ölüyordu. Kalbine derin bir sızı isabet etti. Yaşamaya değil de ölmemeye bir şiddet, ölmenin böyle olmamasına şiddetli bir tutku duydu.
Dayı neyle vakit kazanacağını düşünüyor dahası, üstüne varılmasına mani olacak bir eski adam vakarına ihtiyaç duyuyordu…
Sofraya, koparken üzülmüş, kopup geldikten sonra neşe ile kokusunu salan bir dereotu demeti gibi oturdu. Kendini bir ot kokusunda ve tazeliğinde bir demet otun sıradanlığında ama bahara tekrar açacağını bilmenin eşiğinde durur buldu.
Kafasını, öğlen çay bahçesine gelirken başında duran kafasını özlüyordu.
Reklam