Alt katta annenin börekleri ve yemekleri pişirdiği babasının büyük zahmetle aldığı iri bir kuzine, üst katta da tam orta yerde seyrek yakılan bir soba vardı. Soğuk da sessizlik gibi olağandı. Sabahın daha girmesine saatler varken çay demlenmiş olur bütün gün içilecek çay bulunurdu. Akşama doğru babası gelmeye yakın annesi sabahki çayın benzerini demler, būtün gün durmuş sabahki çaya anca böyle veda ederdi. Çok erken kalkıldığı için evlerinde gece pek yaşanmaz, dokuzu fazla geçmeden babası yatar, annesi de gürültü etmemelerini, ışıkları açmamalarını her gün tembihleyip son kez ortalığı toplar o da yatardı.
Üst kattaki soğuk odada Aziz ile ağabeyi karşılıklı iki somyada yatarlardı. İki somyanın da üstündeki örtüler çekilir, duvardaki yüklükten rulo yapılıp sığdırılmış ağır yorganlar ve yastıklar her gün çıkarılırdı. Yerdeki sert halının da üstünde bir örtü, yere çıplak basmamak için her yerde bir örtü bulunurdu. Tuvalet bahçede, küçük kurnası olan sarnıçlı banyo alt kattaydı.
Abisi Adem kendinden iki sene önce dünyaya gelmiş olmasından mıdır nedendir evin düzeni ile pürüzsüz bir dişli gibi uyumluydu. Dişlinin feneri döner, Adem'in dişlisi döner, tepe yatağı hiç takılmadan döner, yürür, akar, takılmazdı. Adem kardeşine karşı büyüklüğünü uyumda bulur, Aziz'in her tõkezlemesinde görmüş geçirmiş hali ile, "Sen de alışırsın, daha benim kadar yaşamadın," derdi.
Ama Aziz abisinin iki sene önceki haline iki sene geçtiğinde de benzemez, abisi yine, "Benim kadar yaşamadın ki, benim senden fazlam var," derdi. İşin tuhafı annesi de bu konuşmalara şahit olursa başını sallayarak, "Abini dinle, doğru diyor, birbirinize yapışın, kardeşler başka türlü olmaz, sen ondansın o senden," derdi.
Babası sessiz ve erkenden uyuyan, kendisi kadar çay içen abisi Adem'e gözleriyle bazen seviyor