Hatice

Kendi kendineyken çok hızlı yiyen Aziz için başkalarıyla yemek dünyanın en büyük eziyetiydi. Başkaları ile beraberken kendi yaptığı sıralamaya göre değerli bulduklarına uzanamaz, fazla hızlı yiyemez, sevmedikleri ile gönlünü avutmaya çalışır, sofradań da üzülerek doğrulurdu. Yaptığı hesapları hiç umursamayan, onun dokunmaya kıyamadıklarını ağızlarına pat diye atanlara, etrafa ve bir parça kaymakta kaç çift göz olduğuna aldırmayanlara hayretle bakar, ama onların da yaptıklarının aslında farkında olmadıklarını, başkası aynı şeyi yaptığında da çok kızmadıklarını görünce gene çözülür ama eller, lokmalar, masaya damlayanlar, açılan ağızlar hep gözünün önünde kalırdı. Rahatsızlıkları biriktirerek yaşıyor, bunlardan gizli bir huzursuzluk serveti biriktiriyordu.
Reklam
Bir hayatı olduğunun çok da farkında değildi. Hayat için ne yapması gerektiğini bilmiyor, hayat zaten onu yaptı zannediyordu. Kendisini onun içinde duracak, beğendiklerinin yanına varacak, mor çiçekleri seçip başkalarına da gösterecek zannediyordu. Mor çiçekleri görmesi ama göstermemesi, dağa çıkması ama dağı sevdiğini bildirmemesi, herhangi bir sevdiğini ifşa etmemesi, gergin olmadığını bile bildirmemesi gerektiğini anladı. Hayat ile o gece tanıştı ve hiç sevmedi. Ama bunu ona belli etmemesi gerektiğini saniyeler önce öğrenmişti.
Barınak
Aziz evin bir ilk öğrenilen, görülen tecrübe edilen yer olduğu fikrini bile yirmili yaşlarına doğru duyduğunda şaşırmıştı. Ona göre ev akrabalık bağı olan kimselerin bir arada barındıkları bir barınaktı. Başını sokuyordu işte, yemek yiyor, uyuyor, biraz ısınıyordu. Bahçedeki ineklerle bazen yazın dağa çıktığında dağdaki çobanlara rastlayıp onlara karıştığında çobanın yufka ekmeğinden yer, kendisi de peynirinden verir, sütü de sağar içer, bazen çobanın elde ettiği hafiften bozulmaya dönmüş tereyağından yer, geceyi iki-üç koyunun arasına girerek geçirir ve kendini evinde hissederdi. Çobanlar da fazla konuşmaz ama Aziz'in hoşuna gidecek şeyleri gösterir, bulup işaret ederlerdi. Bazen gecesinde müthiş yıldız sağanağının olduğu apaydınlık bir tepe, bazen hiç alamet yokken çağıl çağıl akan bir dere, bazı dağ yemişleri, yıldızlara bakarak gece yol bulma ve saba- ha gelmek istedikleri yere gelmiş olduklarını görme...
Baba
Babası zaten birisi bir şey anlatıp, olur da ilginç, komik bir şeyi nakletmeye kalkuğında bizzat kendisine anlatılıyor bile olsa hiç tepki vermeden dinler, orta yerine bile gelmeden ya sofradan ya oturduğu yerden kalkar giderdi. Kalkarken de arkasında yarım bir şey bıraktığının, havada sallanan bir şey kaldığının hiç ayırdında olmaz, tamamen yalnızmış gibi yapardı bunu. Bu hali yadırgayamazlardı da, böyleydi. Annesi de o gittikten sonra bari bize anlat arkası nasıldı, demez, sönmüş köz halindeki ilgisini elleri birer maşaymış gibi külleri kendi üzerine çekerek karartır, söndürür, kapatırdı.
Reklam