Hatice

Bir ara bir sıkıntıya düştüm, Allah'tan o sıkıntımı gidermesini istedim. Bana ondan daha büyük bir sıkıntı daha verdi. Bu işe şaştım kaldım. Sonra baktım ki birisi "Sen bize bu yola girerken halinin teslim olma hali olduğunu söylememiş miydin?" diyor. O zaman edebimi takındım ve sustum. Yazık sana! Sen Allah'ı sevdiğin davasını güdüyorsun ama başkalarını seviyorsun. Safâ, Allah sevgisiyle olur, ötesi bulanıklıktır. Sen safâyı başkasının sevgisiyle bulandırırsan O da senin işini bulandırır. İbrahim'e, Yakub'a (a.s.) yaptığını sana da yapar. Onlar kalplerindeki bir yangın sebebiyle oğullarına aşırı eğilince onlara oğulları hakkında ibtilâ verdi. Peygamberimiz (s.a.v.) torunları Hasan ve Hüseyin'e aşını sevgi besleyince Cebrail (a.s.) geldi ve "Onları seviyor musun?" dedi. O da "Evet" cevabını verdi. O zaman Cebrail "Onlardan birisine zehir içirilecek, biri de öldürülecek" dedi. Öyle söyleyince Peygamberimiz onların sevgisini kalbinden çıkartıp kalbini Mevlâsı için boşalttı. Onlardan duyduğu neşe de üzüntüye dönüştü. Allah (c.c.) peygamberlerinin, velilerinin ve güzel kullarının kalbini başkalarından kıskanır.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Eşiğe baş koymaya devam edip Allah'ı tanıyınca Allah onu iradesinde samimi bularak kapıyı açmış ve kalbinin içeriye girmesine izin vermiştir. Ona -ondan daha iyi bildiği halde- durumunu dünya ve ahiretle başından geçenleri sormuştur. O da anlatmıştır. O zaman Allah onu kendine yaklaştırmış, ısıtmış, onunla konuşmuş, ona rıza hil ati giydirmiş, ilim ve hikmetini yazdırmış, boşadığı dünya ve ahireti çağırarak evlilik sözleşmelerini yenilemiş, aralarında bir hüküm yazmış, dünya ve ahirete, kuluna sıkıntı vermemelerini şart koşmuş ve kalan kısmeti tamamlamak üzere onları ona uşak etmiştir. Onlara onun sevgisini vermiş ve onun hakkında iş tersine dönmüştür. Kalbinin makamı Rabbi katında olmuş, Allah dışındaki herşeyden uzaklaşmıştır. Hür bir kul olmuştur. Allah dışındaki herşeyden hür, Allah'a ait bir kul olmuştur. Yeryüzünde ve gökyüzünde serbest kalmıştır. Artık ona hiçbir şey sahip değildir, o ise herşeye sahiptir. Hüküm sahibi dışında kimse ona sahip değildir. Hakk'ın kapısı ona genel bir izinle açılmıştır. Kapıda ne bir kapıcı, ne de bekçi vardır. Oğlum! Süfilerin uşağı ol. Çünkü dünya ve ahiret onlara hizmet eder. Ne zaman dilerlerse Allah'in izniyle dilediklerini alırlar. Size dünyadan bir suret, ahiretten bir mânâ verirler.
Gerçek iman sahibi, dünyaya göz ucuyla bakmış, onu istemiş ve arzulamış, kalbi onun sevgisiyle dolmuştur. Dünya ona sahip olmak isteyince dünyayı boşamış, ahireti istemiş ve bulmuştur. O zaman kalbi ahiret sevgisi ve arzusuyla dolmuştur. Ahiretin de kendini bağlamasından ve hapsedip Rabbinden yoksun bırakmasından korkarak onu da boşamış ve dünyanın yanı başına oturtmuş, ödemesi gereken mehrini de ödeyerek Hakk' ın kapısına varmış ve orada çadır kurup eşiğine baş koymuştur. Böyle yaparken önce yıldızdan sonra aydan sonra da güneşten soğuyarak "Ben batan şeyleri sevmem. Kuşkusuz ben yüzümü göklerin ve yerin yaratıcısına döndüm, ben ortak koşanlardan değilim* diyen İbrahim'in (a.s.) yoluna uymuştur.
Sen kalbini mescid edin ve Allah'la birlikte kimseye kulluk etme. Allah (c.c.) "Ve mescidler Allah'a aittir. Bu sebeple Allah'la birlikte başkasına kulluk etmeyiniz" buyuruyor. Bu kulun derecesi müslüman olmaktan imana, imandan yakîne, yakînden marifete, marifetten ilme, ilimden sevmeye, sevmekten sevilmeye, irade etmekten irade edilmeye yükselirse o zaman daldığında kendi haline bırakılmaz, unuttuğunda hatırlatılır, uyuduğunda uyandırılır, gaflet ettiğinde gaflet uykusundan uyandırılır, yönünü başka tarafa döndüğünde çevrilir, sustuğunda konuşturulur. Böylece sonsuza dek uyanık ve duru kalır. Çünkü kalbinin kapları berraklaşmıştır, dışarıdan içerisi gözükmektedir. Uyanıklığı Peygamberinden miras kalmıştır. Onun (s.a.v.) gözleri uyurdu ama kalbi uyumazdı, önünü gördüğü gibi, arkasını da görürdü. Herkesin uyanıklığı kendi durumuna göredir. Hiç kimse Peygamberin uyanıklık derecesine ulaşamaz ve özelliklerinde ona ortak olamaz. Ancak ümmeti içinden Allah'ın veli ve ebdâl kulları onun yiyecek ve içecek artıklarına rastlarlar. Onun makamlar deryasından bir damla, keramet dağlarından bir zerre alırlar. Çünkü Onun ardındadırlar, Onun dinine tutunup yardım ederler, dininin yolunu gösterirler ve dininin bayrağını yayarlar. Allah'ın selamı onların ve kıyamet gününe kadar onların mirasçılarının üzerine olsun.
Duhâ (kuşluk) Namazı
Zîrâ Resûlullâh [s.a.v.] buyurur: "Hak Teâlâ'nın rızâsıdır ve melâikenin sevgisidir ve peygamberlerin da'vetidir/bırakıtıdır ve evliyânın kerâmetidir ve asfiyânın vasiyetidir ve sulehânın tuhfesidir ve fukarânın hazînesidir ve yüzlerin nürudur ve ebdânın sıhhatidir ve bereket-i rızktır ve tül-i ömrdür ve sürûr-ı kalbdir ve sirâc-ı kabrdir ve cehennemden necâttır ve cennette rütbe-i aliyyedir.”