Halbuki Osmanlı milletinin çoğunluğunun, tamamen ilkel bir cemiyet hayatı yaşadıkları; halkın hâlen, cismânî veya dinî ve ruhânî bir reisin hüküm ve nüfuzuna körü körüne itaat etmekte olduğu; bu reislerin ise halkın cehâletini kendi hesaplarına kazanç vesilesi yaptıkları ve bundan insafsızca istifade ettikleri kimsenin meçhûlü değildir.
Milliyet mücadeleleri, ırk rekabetleri gitgide artarak Osmanlılar arasında bir ülkü birliği bırakmadı. Dünkü casus ve rüşvetçiler başımıza hürriyetçi, inkılapçı ve vatanperver kesildiler. İşsiz, geveze ve adi bir avukat, halkın haklarının şiddetli müdafii oldu. Âciz ve rüşvet yiyici memurlar, ateşli politikacı kesildiler. Bütün memleketin üzerinden sanki bir cinnet rüzgârı esmekteydi.
İcra kuvveti, müstebid bir padişahın boyunduruğundan kurtulup; nüfuz ve itibarı olmayan, tecrübeden mahrum ve kendisine bol keseden verilmiş hak ve imtiyazları kötüye kullanmaya mahkûm bir meclisin boyunduruğu altına geçti.
Gazali diyor ki:
“Evet, ölüme mahkûm olduğu için, her şey boştur. Bu cihanın kâşanesi kum üstüne yapılmıştır.
Mazi ve istikbal, taraf taraf uçurumdur.”