Bir zamanlar, üzerinde ışık parladıkça dibe çökmüş hazinenin ve diğer batıkların göründükleri suyun dipsiz derinliklerine bakamam artık. Tek bir hareketle kitabın sonsuza dek kapanmasına karar verilmişti çünkü, oysa yalnızca bir sayfasını okumuştum daha.
Gece vakti büyük bir şehre girdiğimde karanlıkta kümelenmiş bütün o evlerin her birinin içlerinde kendi sırlarını barındırdıklarını düşünürüm, her bir evin her bir odasında ayrı bir sır vardır ve bunların içlerinde çarpan her bir yürek de hemen yanı başındaki yüreğin bile bilmediği ayrı bir sır taşır içinde!
İnsan unutmaz, alışır demişti birisi.
Peki, arada bir rastgele çeşitli hatırlatıcılara denk gelip onu yad etmek unutmamaya mı dahildir yoksa alışmaya mı?
Öyle ya da böyle, hatırlanan kişi unutulmadığına mı sevinsin yoksa alışkanlıktan hatırlandığına mı üzülsün?
işte bunun cevabı tam bir muamma.
dmt