Adam için aşk acayip bir şeydi, içtikçe susatan, yedikçe acıktıran, tükettikçe yaratmasına sebep olan, yeryüzündeki en paradoksal süreçti. Kesinlikle bir keyif hali değildi yani. Acı ile zevkin garip bir karışımı söz konusuydu.
Nasıl olur da bir başka insanı içinde hisdedebilirdi? Onu gördüğü an, sahip olduğunu sandığı bütün organlarının aslında ne kadar bağımsız ve başına buyruk olduklarını bir kez daha anlıyordu. Yıllardır beraber yaşadığı kalbi artık kendisini dinlemiyordu, beyni desen çoktan olay yerini terk etmişti. Ama adam bir şeyden çok emindi. Tüm hücrelerinin kendisini terk edeceğini bile bilse, onu gördüğü anları dünyada hiçbir şeye değişmezdi. Bundan daha fazla dopamini vucudunda salgılatan başka bir fizyolojik fenomen bilmiyordu.