ay çok güzeldi. gökte "ay!" dedirtecek bir ay vardı. şaşmak bile bir şeydi. elli yaşında şaşmak, çok daha başka bir şeydi. sanki başka bir şey yoktu. evet, hiçbir şey yoktu. koskocaman bir ay vardı. yalnızlık vardı.
"hani hayatın neresinden dönülse kardır dizesi var ya nilgünün, canım benim, ben yaşamın neresinden döneceğimi çoktan belirlemiştim. nilgün marmaranın 29 yaşında, s. plathin şubat ayında intihar etmesi, benim de 29. yaşımın 29 şubatında intihar etmemi gerektirmezdi. ama madem ki yaşamda kalmaya kendimi ikna edemiyordum, o zaman bir tarih belirlemeliydim ve 29. yaşımın 29 şubatını seçtim. bu yüzden şubatta saklambaça bir yığın başka sırla birlikte intihar edeceğim tarihi de gizlemiştim. ne var ki, kitabımı bir türlü bastıramadım (o kitabı görmeden ölmek bana nasıl acı veriyor bilemezsiniz). ama şimdi yaşamımın bu ayrım noktasında hiçbir yerde huzur bulamadığıma göre bu tarihi bekleyecek gücüm de kalmadı. hem zebercet de belirlediği tarihten önce intihar etmemiş miydi? (kim bilir belki kendimle barışabilseydim...)
yerleşik yabancıydım her yere metin abi. sen yanarak öldün ve ben ne yangınlar geçirdim sana ulaşabilmek için.
daha ne kadar dayanabilirdim, herkesin bir başkasının acısı pahasına mutlu olduğu yaşama?
tüm arkadaşlarımı ve sevgilim merali çok seviyorum.
beni affedin."
ayrılığın yüreğimize indirdiği ve vücudun o müthiş kaydetme yeteneği sayesinde, acıyı hayatımızın bütün ıstıraplı dönemleriyle eşzamanlı kılan fiziksel darbeden kaçınmaya ant içmişizdir.
kendini ortaya koymaya gençlik kendini ortadan almaya olgunluk her şeyi bir kenara koymaya yaşlılık. cebin yırtık ve zaten içine koyacak paran yok ama yine de elinle cebini yoklamaya umut. son nefesini alacaksın belli, son nefesini o kelimeye harcamaya kırgınlık. bir elin yetişir ama diğer elini son uzatışında kaybetmiştin, elini artık uzatmamaya tanımak. bir yol var, o varsa sen o yolda yürümezsin, sen varsan o o yolda yürümez. bu da tanışmak