fırtınalar koparsa kopsun yeter ki sürüklesin beni kendi yoluma
Kendi içimde kopan fırtınaları saklamak için gösterdiğim dirayeti hayatımdaki zorluklara karşı gösterseydim, sadece dışarıdan değil, içeriden de zırhıma kuşanmış olacaktım.
İnsan ve Hayat
Tefsir iki kısımdır. Biri; ibaresini izâh eder, biri de; hakikatlerini isbât eder. Nurlar bu ikinci kısım tefsirlerin en kuvvetlisi ve en kıymetdârı olduğuna ehl‑i dirayet ve dikkat yüzbinler şâhidler var Şualar
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yeni Yıl
Yeni yılımızın tüm İslam alemine hayırlar getirmesini temenni eder; müslümanın izzetine ve nebevi vakarına yaraşır bir ömür sürebilme dirayeti lütfetmesini Cenab-ı Hakk’tan niyaz ederim.
1000Kitap
Ahir Zaman Direnişi
İnsan, fıtratı gereği günaha ve hataya meyilli bir varlık olarak yaratılmıştır; bilhassa yaz mevsiminin gelişiyle hem değişen hormonlar hem de esneyen içtimai ortam, nefsi günahın sınırlarına daha fazla zorlar. Mevsimsel bu devingenlik gençliğin deli ruhuyla birleştiğinde, hataya düşme ve gayrimeşru heveslerin peşinden gitme arzusu daha da müştak bir hal alır. Öncelikli olarak bilinmelidir ki bu zafiyet, istisnasız tüm insanlar ve özellikle gençler için umumi bir kanundur; nitekim çevrenizde bu insan asla günaha girmez dediğiniz kim varsa, perde arkasında mutlak bir acziyet ve günahkarlık barındırır, zira Allah fıtratımızı bu zaaflarla halk etmiştir. Elbette böyle yaratıldık diyerek mesuliyetten kaytarmak mümin vakarına yakışmaz; Rabb ismi şerifi terbiye eden anlamına geldiğine göre, arıza çıkarmaya meftun olan nefsimizin sıkı bir terbiyeye ihtiyacı olduğu aşikardır. Bu terbiye metodunda en kusursuz örneğimiz hayatıyla önümüzde duran Efendimiz (sav), ardından da ömürleri birer hidayet tablosu olan sahabe efendilerimizdir. Ahir zamanın bu buhranlı ikliminde, bilhassa erkekler için sokaklar ve dışarısı günah deryasıdır, lakin bu savaşı kazanmanın yolu kendi içine rücu edip içtimai hayattan tamamen soyutlanmak değildir. Bilakis, i'la-yi kelimetullahı hal diliyle muhataba anlatabilmek adına sosyal yaşantımıza önem verecek ve hayatın tam merkezinde bulunacağız. Her nefis bir şekilde günaha girer ancak her nefis günahtan korunma eğiliminde ve derdinde değildir; nefsin terbiyesine göre ahlakı şekillenen ferdin imtihanı daha da kuvvetlenir ve adeta derecesi yükseldikçe şeytanın daha şiddetli musallat olmasıyla karşı karşıya kalır; zira kaçtıkça kovalanmak bu imtihanın bir parçasıdır. Nikah, bu yönüyle harama karşı bir set teşkil ederken, sair günahlardan korunmak için de bir
Din
Filistin, asırlar boyunca peygamberlerin iz bıraktığı, medeniyetlerin kavşak noktasında yükselen mübarek bir belde olmuştur. Lâkin bu aziz topraklar, tarih boyunca nice istilalara, nice zulümlere ve nice gözyaşlarına da şahitlik etmiştir. Bilhassa 1948’den sonra başlayan işgal, hicret ve mahrumiyet yılları; milyonlarca Filistinlinin yüreğinde silinmez yaralar açmıştır. Evler yıkılmış, yurtlar terk edilmeye zorlanmış, nesiller sürgünün ve hasretin gölgesinde büyümüştür. Ancak bütün bu acılara rağmen Filistin halkı, toprağına, kimliğine ve inancına sımsıkı sarılmaktan vazgeçmemiştir. Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksâ’nın gölgesinde yaşananlar, yalnızca bir toprak meselesi değildir; aynı zamanda bir haysiyet, bir tarih ve bir iman meselesidir. Yıllar boyunca süren savaşlar, kuşatmalar ve türlü baskılar, Filistin halkını yıldırmak yerine sabrını ve dirayetini daha da kuvvetlendirmiştir. Çünkü onlar bilirler ki zulüm ne kadar uzun sürerse sürsün, hakikat güneşi bir gün mutlaka doğacaktır. Bugün Filistin’de çocuklar korkunun gölgesinde büyüyor, anneler evlatları için endişeyle dua ediyor, yaşlılar ise bir ömürdür hasret kaldıkları huzuru bekliyor. Fakat bütün bunlara rağmen Filistin halkı, imanını, vakarını ve ümidini muhafaza etmeye devam etmektedir. Onların hikâyesi yalnızca bir mazlumiyet destanı değil; aynı zamanda sabrın, direnişin ve adalet uğruna verilen mücadelenin destanıdır. Filistin’in davası, yalnızca bir milletin davası değil; vicdan sahibi her insanın omuzlarında taşıması gereken bir emanet meselesidir. Zira zulüm karşısında sessiz kalmak, mazlumun feryadını duymamak demektir. Tarih şahittir ki hak er ya da geç galip gelir; geriye ise zalimlerin değil, sabredenlerin ve hakkı haykıranların izleri kalır.
Filistin
Yol erzakları
Müslümana sabır ve feraset yaraştığı gibi cesarette yaraşır. Cesareti olmayanın attığı adımlar ile senkronize yürünemez, yürümek hem sabır hem dirayet gerektirir. Dirayet cesareti, sabır selameti işaret eder. Yol yürürken yanında olması gereken erzaklardan sabır eksik ise yol yarım kalır, cesaret eksik ise yola çıkılamaz. Feraset ise pusuladır istikameti sağlar.
Din