Kasıtlı vazgeçiş'lerden.
Puan vermedi
Geçici bir inceleme. Okumak için yanlış bir dönem, yanlış bir tercih. Okunmayı hak ediyor olduğu gerçeğini suistimal etmeden usulca bırakıyorum kitabı. Bir zaman sonra, belki hüzne ve acıya daha dayanıklı olabileceğim bir zaman yeniden deneyeceğim. Bir yaşamın korkunç acılarına muhatap olmak yaşayan ve yazan kadar olmasa da okuyan için de dirayet gerektiriyor.
Hayata Dair
Büyük Defter - Kanıt - Üçüncü YalanAgota Kristof · Yapı Kredi Yayınları · 20258,5bin okunma
Puan vermedi·540 syf.··
2018 120. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 17 Aralık 2018 00:00
Kitap için sayfa sayısına rağmen 24 saatte biterek bir ilk'e imza attı diyebilirim. Çünkü konuya girmek için gereksiz yere uzatılan sayfalar karşılamadı beni. İlk sayfalardan içine hapsedince bitirmeden çıkmak olmuyor malumunuz. Tabi ki çok sevdiğim ve bir kaşık suda boğmak istediğim henüz iyi miii, kötü mü olduğuna karar veremediğim gizli kahramanlarım vardı. Bunların yanı sıra hayrete düşürenler de vardı ki ana karakterde bunu sık sık yaşadım. "sen insansın" diye tutup sarsmak istedim. "evet yakışıklı olabilirsin, çekici olabilirsin, zeki olabilirsin, pratik zekaya sahip olabilirsin, dirayetli olabilirsin, sadık olabilirsin, iradeli olabilirsin, romantik olabilirsin, düşünceli olabilirsin, detaycı olabilirsin, merhametli olabilirsin, acı çekmiş olabilirsin, dürüst olabilirsin, güvenilir olabilirsin ... Ama hepsi birden olamazsın kendine gel" demek istedim. Ama bu büyüyü bozmak istemediğim için sustum. Bir karakterde bu saydıklarımın hepsi var ve bu yüzden başına gelenleri, verdiği tepkileri, olaylara yaklaşımını, bulduğu çözümleri merak ve hayretle okuyorsunuz. Sanırım kitabın sıkmaması da bundan kaynaklanıyor. Şahsen ben sıkılacak vakit bulamadım. Karakterlerin ağzından, geçmişlerine yönelik anlattıkları hayat kesitleri de çok etkileyiciydi. Hepsinde ayrı bir kırılma noktası mevcut. Eh böyle olunca yan karakterlerin hayatları da okuyanı sıkmaktan uzaklaşıyor. Tepkileri hafif bulduğum kısımlar yok değil, ama karakterlerimiz daha sonra birbirlerine anlatırken ya da hatırlarken yaşıyorlar asıl yoğunluğu. Bu yüzden devamını çok merak ediyorum. Tek kötü yanı var, fazla kahve içirtiyor. Okuyunuz efendim, hayatın içinde ki her duygudan dozunda bulacaksınız. Keyifli okumalarınız daim olsun...
Acı Bir Tebessüm-BaşlangıçBarış Demirbaş · Anatolia Kültür Yayınları · 201857 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
10/10
·101 syf.··
2026 13. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 23:16
'Aramakla bulunmaz ama bulanlar da arayanlardı.' Büyük arayışla, bir yolculuğa çıkıyoruz bu öyküde. Varacağın bir yer umarak ama varıp varmayacağını da bilemeden... Hep bir şüphe olacak ardında.. Ve hep bir netliğin gölgesine düşeceksin peşi sıra. Aşk şüpheden arınmak değil miydi peki? Acabaların olduğu yerde aşktan söz edilebilir miydi? Bilinmezliğin içindeki tamamlanmışlıktı aşk ve bu bilinmezliğe razı gelişti biraz da.. Yorulmak mı? Yorulmadan aşk, aşk kalabilir miydi? Aslında aşk, yoruldum demeyecek dirayeti göstermekti. Hasılı kelam varmak aşkın neticesiydi. Aşk diye bilinen şey de hakikatti. Vardım sanmak aşkın da ötesindekini aradığının farkındalığıydı. Arıyorum diyen, kör pencerede bakınandı. Vardım diyen, saydam kapıdan bakandı. Yandım diyen, çoktan aşk aleminden hakikat alemine varmıştı bile. Aşktan öte hakikat yoktu. Hakikat de içindeki özdeydi. Sendeydi. Kendindeydi. Kalbindeydi. Evindeydi. Uzaklarda aramanın da alemi yoktu işte... Bunu bilecek dimağ olsaydı, görecek göz de olurdu elbet. Görmenin hükmü aramaktan geçer. Ara ki bulasın. Özünden uzak kalanın yolu uzun olur evet. Ama tüm yolculuklar varmaya çıkar. (Bir öyküyle aşk üzerine birkaç cümle sarf edebilme cüretine girmem Rasim Özdenören'in kalemini gerçekten sevdiğimdendir.. Kör pencereler son öyküsü.. İyi ki de son bir öykü daha yazmak nasip olmuş. Allah rahmet eylesin. Kör pencereden nasıl da derin hakikatler açtı içimize.. Bu da bir yazarın başarısıdır.)
Aşk
Kör PencerelerRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 2022215 okunma
Kitabı okuduktan sonra buraya bakmalı...
Puan vermedi·272 syf.··
2026 20. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2026 01:34
Yazmadan edemedim... Bendeki etkisini paylaşmam gerektiğini düşündüm. Üzerine çok farklı yorumlar gördüm, hemfikir olduklarım da elbette var ve bazı noktalarda direkt aynı şekilde düşündüklerim... Geleyim kitaba... Kitap, yazara şans verme gayretimde bana sadece kapı araladı ama anahtarı da kapının ardında kaldı. Kapı kapansa bir daha aralamaya ne kadar gayret ederim, bilemiyorum. Olumsuz eleştiri yapsam... Elim, dilim, gönlüm çok varmıyor ve kalbim buruluyor ama güzel birkaç şeyden fazlası da gönlüme düşmüyor açıkçası. Beni bu kadar arafta bırakan nadir kitaplardan biri oldu. Çok büyük beklentilerle ve esrarlı bir şeyler okuyacağım düşüncesiyle okuma listeme almıştım. Aslında fena da başlamamıştı ama beklentim peyderpey hüsrana dönüştü. Öncelikle kitabın adı, anlatılanlarla benim için yeterince en azından kitaba ad olacak kadar bir bağ oluşturmadı. Kitap adı benim için çocuğa isim koymak gibi önemlidir. Burada o bağı kuramadım. En rahatsız olduğum şeyse bana dervişlik ve şeyhlik kavramlarının heybetinin hafifletildiğini hissettirdi. Yakın zamanda sezon sezon Vefa Sultan seyretmiş birisi olarak (usulü elbette dizilerden öğrenmeyiz sadece burada kitap ve dizide bu meselenin ele alınış biçimlerindeki farklılıklardan bahsediyorum) burada ister istemez o hürmeti, hikmeti ve dirayeti ilk (başkarakterin babası) şeyh dışında kimsede göremedim. Şehyliği rüyalarca malum olmuş ve halka halka zikir meclisi olan bir dergâhın (ikinci) şeyhi, dergâha arkadaşını ziyarete gelen kızın elini sıkamaz efendim. O dergâhın içinde çay ile beraber sigara içilemez efendim. Sigara, hoş karşılanan bir şey değildir. Nefsini kendi eliyle öldüren insanların böyle sufî meclislerde sigara içmeleri, o satırlar arasında gözlerim sıçrarken içimi acıttı açıkçası. Başkarakterin babasının her anında ve
Edebiyat
Şanzelize Düğün SalonuTarık Tufan · Doğan Kitap · 20248,7bin okunma
Özgürlük vadedilen hapishaneler hakkında.
9/10
·248 syf.··
2026 45. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 16:11
Öncelikle şunu söyleyebilirim ki, Özgür her şeyi olduğu gibi anlatan, hiçbir tarafa yaslanmadan, Avrupa’daki son Sovyetler etkili komunizmden, demokrasiye geçişi bir kız çocuğunun gözünden anlatan anı kitabı gibi. Sizler hiç sadece sakız ambalajını koklayabilmek için başka bir şeylerle takas ettiniz mi? Ya da kola kutusunu televizyonun üzerinde güzel durur diye alıp, kaybolunca sen benim kutumu çaldın diye komşunuzla kavga ettiniz mi? Kitabın ilk bölümü gerçekten bu dünyaya kapalı kalmış olan komunist ülkeyi zeki bir şekilde hicvediyor. Tabii kitabın bu muzip havası zaman ilerledikçe kendini kaybederek, hüzünlü hatta acı dolu bir hale geçiyor. Aslında İkinci bölüm, ilk bölümden daha güzel olsa da okunmasının bir tık zorlaşmasının sebebi de bu sanırım. Hep söylediğim gibi özellikle çocukları etkileyen toplumsal olaylar her zaman canımı yakıyor ve benim o kitabı okumamı zorlaştırıyor. Lea’nın yakın arkadaşının başına gelenler ya da Lea’yı annesi sanan yetimhanedeki çocuk da bundan farklı değildi. İşin kurgu olmadığını da düşününce bu bölümlerde çok fazla empati yapıp, kitaptan uzaklaştığımı kabul edebilirim. Biraz karakterlerden bahsedecek olursak, Anne ve babasının kendi aralarındaki sessiz savaşın da bir nevi ülkenin içerisindeki o geçiş iklimini çok iyi anlattığını söyleyebilirim. Enver Hoca’nın fotoğrafını Lea’nın oturma odalarına koymak istemesi ancak anne babanın hep onu geçiştirmesi. Parti’de çalışan komşularına anne babasını şikayet etmesi ve adamın anne babayı ihbar edebilecekken, Lea’yı yumuşak bir şekilde azarlaması çok hoş bir anektoddu. Yine de annenin yaptığını belki tek şansı olarak görmüş olsa da asla ve asla tasvip etmiyorum. Baba’nın yaşadıklarını ise (Özellikle müdür olup insanları işten çıkarması gerektiği duyulunca, çingenelerin her gün evine
ÖzgürLea Ypi · Yapı Kredi Yayınları · 2024234 okunma
Elmasın ışığında saklanan İhanet
Puan vermedi·224 syf.··
2026 60. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 23:09
“Bir çakalın en korkuncu, kuzu postuna bürünmüş çakaldır…” Soygun kitabı ile İskender Pala yine biz okurlarını tarihin tozlu sayfaları arasında soluksuz bir yolculuğa çıkarıyor. Tarih, polisiye ve aksiyonu ustalıkla harmanlayan yazar; bu kez Osmanlı’nın en karanlık, en entrikalı dönemlerinden birinin kapılarını aralıyor. Kitap, 1826 yılında Sultan II. Mahmud döneminde Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla başlayan çalkantılı süreçle açılıyor. Saray içindeki entrikalar, mücadeleler,halk arasındaki huzursuzluk ve devletin içinde büyüyen güvensizlik hissi satırlara güçlü bir şekilde yansıtılmış. Tüm bu karmaşanın ortasında ise göz kamaştıran Kaşıkçı Elması ve onun etrafında örülen büyük bir soygun planı var. Elması çalmak için kurulan ekip oldukça dikkat çekici: Zindanda yatan bir müderris, bir mücellit ve bir elmas ustası… Hepsi Tilki’nin yönlendirdiği zekice hazırlanmış bir planın parçası oluyor. Ama kitabı sürükleyici yapan şey yalnızca soygun değil; karakterlerin sakladığı sırlar, birbirlerine duydukları güvensizlik ve her sayfada değişen dengeler. Peki Tilki kimdi? Sarayın içinden biri mi, yoksa gölgelerin arasına saklanan başka bir isim mi? Aşık zaid ile cündü beşe neden bu plana dahil oldular? Ve çalınan elmasın sahte çıkmasıyla değişen bütün dengeler… İşte tam da burada kartlar yeniden dağıtılıyor. Sadakat sorgulanıyor, güven parçalanıyor ve herkes birbirinden şüphe etmeye başlıyor. “İnsan kimseye güvenmiyorsa niye sahiptir?" Dirayetli, zeki ve neyi ne kadar anlatacağını bilen bir kadın... Bazı insanlar kelimeleriyle değil, sustuklarıyla yön verir olaylara; Onun dahil olduğu her sahnede hikâyenin yönü değişiyor, taşlar yerinden oynuyor. Ayrıca roman yalnızca bir soygun hikâyesi anlatmıyor. Mora İsyanı sırasında Türklere yapılan katliamları ve dönemin siyasi karmaşasını
Soygunİskender Pala · Kapı Yayınları · 20261,414 okunma