Lea Ypi'nin çocukluk ve gençlik dönemine dair otobiyografik bir anlatı, bir anı kitabı bu.
Sadece bireysel bir büyüme hikayesi değil; aynı zamanda bir ülkenin, bir ideolojinin, bir kuşağın da büyüme sancıları, parçalanışı. Yazar Arnavutluk’un komünizmden liberal ekonomiye geçiş sürecini kişisel ama bir o kadar da politik bir pencereden aktarmaya çalışıyor. Gözünü dikip baktığı kavramsa “özgürlük”.
Çocukluğu, komünist rejimin hâkim olduğu bir Arnavutluk’ta geçiyor. Okullarda eşitlik, dayanışma, kolektivizm öğretiliyor. İnsani ilişkilere yardımlaşma, dayanışma yön veriyor. Ama evlerin içinde fısıltıyla konuşulan bir korku var: yanlış bir söz, yanlış bir ifade, hatta Enver Hoca’ya duyulan sevgideki eksiklik bile hayatları altüst edebilir. Ve bir de sınırların yarattığı huzursuzluk: “Benim ailem sosyalizmi sınırlanmayla eşit sayıyordu: kim olmak istediklerinin, hata yapma ve bu hatalardan öğrenme haklarının, dünyayı kendi koşullarıyla keşfetmelerinin sınırlanmasıyla.”
Ypi’nin büyüme süreci, bu sistemin çöküşüyle devam ediyor. Yerine gelen kapitalist düzen ise bekleneni vermiyor. Evet, artık daha fazla serbestlik! var ama artan yoksulluk, işsizlik, eşitsizlik, güvensizlik ve toplumsal çözülme “özgürlük” fikrine kara bir gölge düşürüyor. Yazar bu dönemi şöyle nefis özetliyor: “Nihayet gelmişti özgürlük ama soğuk sunulan bir yemeğe benziyordu. Pek az çiğneyip hemen yuttuk, açlığımız geçmedi. Bize yemek artıkları mı verildi diye merak edenler oldu. Kimileri de verilenin sadece soğuk başlangıçlar olduğunu söyledi.”
Kitabın en çarpıcı yanı, yazarın iki dünya arasında sıkışmışlığı çok iyi vermesi. Her iki sistemde de bireyin nasıl yalnızlaşabildiğini, aidiyetin nasıl bir illüzyona dönüşebildiğini çok güzel anlatıyor.
Özgür, özgürlük fikrini kolay cevaplar yerine zor sorularla