İnsanın bu dünyadaki temel trajedisi, kendi varlığının ağırlığını taşıyamayıp onu nesnelerin hafifliğiyle takas etme arzusudur. Modern insan, varoluşsal boşluğunu (horror vacui) anlamlandırmak yerine, etrafını biçimlerle, renklerle ve ambalajlarla kuşatarak görünmez bir kalkan inşa ediyor. Bu, felsefi anlamda bir "kendinden kaçış" estetiğidir. Nesnelere yüklediğimiz anlamlar, kendi içsel hiçliğimize karşı ördüğümüz duvarlardan ibarettir. Biz eşyaya sahip olduğumuzu iddia ederken, aslında nesne bizi kendi mekanına hapsediyor ve bizi kendi doğasına uydurarak nesneleştiriyor. Yani bilinç, kendi yarattığı yapay dünyada, ürettiği araçların kölesi haline gelen trajik bir özneye dönüşüyor. Zaman ise bu varoluşsal oyunun en amansız hakimidir. Kronolojik zamanı (kronos) kutsallaştırıp, anın getirdiği niteliksel zamanı (kairos) tamamen gözden kaçırıyoruz. Hız, modern bilincin kendini sorgulamasını engelleyen afyon felsefesidir; çünkü durmak, insanın kendi içindeki o tekinsiz boşlukla, yani kendi varlığıyla baş başa kalması demektir. İnsan durduğunda, zamanın onu eskitmediğini, aksine kendisinin zamanı hoyratça tükettiğini fark eder. Bu farkındalığın yaratacağı ontolojik kaygıdan (anksiyete) kaçmak için, adımlarımızı daha da hızlandırıyor, saniyeleri birer tüketim nesnesi gibi harcıyoruz. Deneyimi değere dönüştüremediğimiz, sadece üzerinden geçip gittiğimiz bir patinaj alanıdır artık hayat. Kusursuzluk algısı da bu illüzyonun estetik ayağını oluşturur. Doğa, doğası gereği asimetrik, kusurlu ve ölümlüdür. Oysa insan, kendi faniliğinden duyduğu korku yüzünden her şeyi pürüzsüzleştirmeye, sterilize etmeye çalışıyor. Kırılan bir nesneyi, incinen bir ruhu ya da
Ne diren, ne zorla..! Yolunu değiştirene izin ver..! Sana uğramak istemeyenin yoluna çıkma..! Birlikte yürümek gerektiğin kişiyle, kendi yolunda yürürken karşılaşacaksın... Kendine ve yoluna odaklan... Daha iyi olmaya, daha mutlu olmaya odaklan..! Senin olan seni bulacaktır... Hayat, elini tutturmayan çocuk gibi koşup gidiyor. Ne durdurmaya gücün yetiyor. Ne de yetişmeye nefesin...
Reklam
Bi' yanım dönmeyi hiç istemeyen tren Diğer yanım sen, işte sen yanım diyor ki "Diren"
Müzik
Sıkıysa diren :)
Zekâ, en tehlikeli çekim biçimdir çünkü direnmek mantıksız gelir.
Kaybetme Umudunu
Bulutlar kaplasa da gökyüzünü birden, Güneş ordadır, vazgeçmez yerinden. En derin gecenin ardı hep aydınlık, Bir fısıltı yükselir tam derinden: Kaybetme umudunu. ​Düşebilirsin, yollar taşlı ve çetin, Yorulsa da bedenin, kırılsa da kanadın. Yarın yeni bir sayfa, yeni bir nefes, Yüreğinde büyüsün o sonsuz sesin: Kaybetme umudunu. ​Tohum toprak altında bekler sabırla, Günü gelince baş kaldırır gururla. Sen de diren hayata, küsme yarına, Sımsıkı sarıl o eşsiz canına, Kaybetme umudunu.
Şiir
Hani bir akrebin etrafına ateş yakarsan akrep kendini sokar ve öldürür ya; öyle işte... Kendimi bir akrep gibi hissediyorum. Etrafım, hayatım ateş çemberi ve tek çare kalmış gibi... Her gün bunu yapmakla yapmamak arasında gidip gelen duyguların esiriyim. Bir gün "yap, kurtul!" ağır basıyor, diğer gün "az daha diren belki bir kurtuluş yolu vardır" diyorum. Bir bilinmezin eşiğindeyim...
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam