Hayatı tam manasıyla keşfedebilmek, önceliklerimizi iyi belirleyebilmek ve hem kendimizle hem ötekilerle daha derin bir bağ kurabilmek için kendi ölümümüze çıplak gözle bakabilmek zorundayız. Ölüm anı geldiğinde, yaşadığı ömür için pişmanlıktan korkmalı insan. Korkuyu tatmamış olan, cesareti de bilemez. Ölüm korkusu ölümü durduramaz ama hayatı durdurur.
o yüzden hayatın mevsimleri olduğunu ve yaşlılığın tedavi edilemeyeceğini kabullenemiyoruz. Ölüm kişisel bir bozgun değil. Hayatın da çevrimleri var ve insan için önemli olan ecel vakti gelip çatana dek anlamlı bir hayatın izini sürmek.
Nefretten sevgi doğabilir: Kendi bağımlılığımızla yüzleşir ve ötekine duyduğumuz arzuyu kabullenebilirsek, sen ve ben olarak da biz olmayı başarabileceğiz.
Şimdi herkes kayıp arkadaşını bulsun.
Güçlü duygular zıddına inkılap edebilir. Dolayısıyla nefretin az ilerisinde sevgi durmaktadır ve elimizi uzatsak belki de ona dokunabileceğiz. Düşman, kayıp arkadaştır.