sevgi, kime göre neye göre?
sevgiyi sınırlandırabilir miyiz ki?
sınırlandıramayacağımız duyguların birleşimidir sevgi.
çeşitleri vardır, farklı hisleri olduğu gibi.
bazen aşk deriz ona, bazen ibadet, bazen dostluk, bazen de aile.
bazen bir bitkinin yapraklarında buluruz sevgiyi, bazen sokakta kucağımıza çıkan bir kedide.
sevgi çıkar illa ki karşımıza, değerini bilmektir onu önemli yapan.
çağımızın en büyük sorunu sevgiyi bilememek, onu unutmak.
kanımıza karışmış kinimiz, içimizde büyüyen öfkelerimiz unutturdu bize sevginin yürekte bıraktığı hissiyatı.
tekmeler olduk hayvanları, bakmaz olduk çiçeklere, gülümsemez olduk yüzlere, sarılmayı unuttuğumuz gibi sevgileri unuttuk biz.
kendimizi bile sevemedik ki, sevelim dünyayı.
kusurları aradık hep yüzlerde, yüzümüzde.
dalga geçtik hislerle.
bazen anlamlandırmak istedik sevilmeyi, sevmeyi.
pek de anlamaya gerek yoktu oysa, sevsek yeterdi.
belki de sevgiyi her buluşumuzda kırılışımızdan kaynaklıdır bu, kırıldıkça kırmayı severiz biz.
bazen olur öyle şeyler, sevgin kadar sevilmezsin.
dersin kendine nasıl biriyim ki ben sevilmemişim hiç?
dünya sana düşman gelir o anda, hislerine kırgın, kendine küsersin.
oysa sevmek karşılık mı beklemeli illa?
ümit yaşar der ki bir mektubunda “sevmek insan tarafımızı bulmamızdır bence.
biraz da yaklaşmamızdır Tanrıya zaman zaman.
dünyada sevmeyenlere, sevemeyenlere acımalı.
o ot gelip ot gidenlere acımalı.
sevebilen insan kendini keşfetmiş insandır.
çektiği bütün acılara rağmen; mutlu, kıvançlı insandır o.”
öyle ki ümit yaşar bir an bile sevgisinden pişman olmamıştır, ondan kaçmamıştır o sadece sevgiye saygı beklemiş, karşılıksız sevginin tadına bile razı olduğundan bahsetmiştir.
çünkü aslında sevgi tam olarak budur, kendini bulmaktır.
bir başkası için değil, insan kendisi için sevmeli