Terapideki dördüncü yılının başında bir rüyadan bahsetti. “Dün gece bir rüya gördüm” dedi. “Başka bir gezegendeydim. Halkım uzaylı bir ırkla savaş halindeydi. Uzun bir süre savaşı kimin kazanacağı belli değildi. Ama ben hem saldırı hem savunma amacıyla kullanılacak harika bir makine geliştirmiştim. Çok büyük ve karışıktı.
Pek çok farklı silah sistemine sahipti. Suyun altında torpido atabiliyor,
çok uzak mesafelere roket gönderebiliyor, kimyasal silahlar kullanabiliyor ve başka pek çok şey yapabiliyordu. Makinem sayesinde savaşı kazanabileceğimizi biliyorduk. Makinenin yapımını bitirmiştim, son ayarlarını yaparken içeri bir adam girdi. Bir uzaylıydı. Düşman ırktan biri. Makinemi imha etmek için geldiğini biliyordum. Ama korkmadım. Kendime güveniyordum. Çok vaktim vardı. Onunla sevişebilir ve daha sonra o makineye henüz ulaşamadan ondan kurtulabilirdim. Laboratuarımın bir köşesinde bir divan vardı.
Divana uzanıp sevişmeye başladık. Aniden divandan fırladı ve makineye doğru koşmaya başladı. Makineye ulaşıp uzaylıyı öldürecek olan savunma sistemini aktif hale getirdim. Ama makine çalışmadı.
Daha önce test edecek fırsatım olmamıştı. Çılgınca düğmelere bastım,
kolları aşağı yukarı kaldırdım. Uyandığımda benim mi uzaylının mı başarılı olacağı belli değildi.” Bu rüyayı yorumladığımda Charlene çok sinirlendi.“Uyandığında ne hissettin?” diye sordum.
“Kızgınlık. Kızgındım.” “En çok neye kızgındın?” “Adamın beni kandırmasına. Benimle sevişmek ister gibiydi. Beni önemsediğini sandım. Ama aniden makineme saldırdı. Beni önemsiyormuş gibi davranıyordu ama başından beri makinenin peşindeydi. Beni kandırdı. Beni kullandı.” “Ama sen de onu kullanıyor ve aldatıyordun.” “Ne demek istiyorsun?” “Daha baştan makinenin peşinde olduğunu biliyordun. O halde niye bu kadar bozuldun? Onu yatağa
Tutunduğum zifir sonuna kadar yandı gittiğin gece.
Yedi tas su içtim bir divandan.
Kefenlenen sözler çıkardım başkasının risalesinden.
Sen başkasının ateşine gittiğin günden beri, bağdatlı ruhi gibi bağırdım her gece;
"künc-i mihnetde rakîbâ beni tenhâ sanma
yâr ger sende yatursa, elemi bende yatur"
### I.
olmadım!
dağların sabrına sığındığımdan beri
olduğum yok artık benim.
bulamadım, taş neden yüzünü döndü bana
ne söyleyecekti eğilip baktığım su
rüzgâra kapılmış sağrısı o atın
bana ne dileyecekti?
âh ki durmadım dünyada soluklanmak için.
koyun koyuna uyuduğumuz
tepedeki çimenlikten beri
çok vaadiyle dünyanın
çok gözler gelip geçti canımdan
ama
olmadım!
hepsi birdi sevgilim
nasılsa sonunda hepsi birdi.
### II.
filizkıran fırtınasıydı hayatım!
iyi hatırla!
kimin yüzüyle gelmiştin bana
bir begonvil, bir serçe, bir sabah ıslığı
kimin yüzüyle hayatım?
ayrıldığımızda kimdik
şimdi hangi gövdenin içindeyiz
küçük bir çıngırak çalarken sabahları..
bağışla!
bazı zamanlar unutuyorum
yola uzun bakmayı.
bazı şarkılardan geçmeyi örneğin: