Hem kendi, kendisi; hem, kendi kendisinin iz sürücüsü ol- mak. Seyretmek ve seyretmek. Seyrediyor ve seyrediliyor olmak-kendini öyle de kılmak.
Yolcu-oluş koşulunda bir cıva gerçekliği egemen. "Hareket ediyor, yer değiştiriyor, bir yerden öbürüne gidiyorum: Yolda, yolumdayım. Sonra duruyor, bir masanın önüne geçiyorum: Asıl yolculuk başlıyor: Yerler ile harfler, gerçek ile düş, gerçek- lik ile imgeler, gördüklerim ile kurduklarım arasında peki, ikisinden en çok hangisiyim?" ben,
Yolcu-oluş, önce yolculuk halinde oluş. Bir dış yolculuk ha- li, belki: Bir yerden öbürüne geçiş. Bir iç yolculuk hali, kesin- kes. Zihnin çarklarında süreğen kılınan yer değiştirme hareket- leri yalnızca yer değiştirme mi, hayır, bir o kadar da duruş biçimi (kimlik), ona bağlı olarak da Zaman değiştirme yetisi edinmek.
Yolcu-oluş, sonra, deyimin üstlendiği ikinci(1) anlam, o an- lamın neredeyse ironik çıplaklığı nedeniyle acımasızlaşan hal: Geçen her saniyemizin bizi ölüme, ölümümüze yetiştirdiğini unutmaksızın yaşamayı bilmek.
Benimkisi bir yolculuk, diyebilmek.