Dilara

Efsaneler kenti, güzel Diyarbakır... Yaşanası sevdalardan mahrum koyma bizi. Başka diyarlarda filizlenmiş sevgileri yabancılamak yakış maz sana. Beklentilerimi boşa çıkarma. Anlı şanlı Diyarbakır, bir Piraye'yi barındıramadı, dedirt Kollarındayım artık. Dostun olmaya geldim. Gülen yüzünle bak bana. Kuş kanadının rüzgârıyla bile savruluverecek, narin bir beden var karşında. Bir fisken yıkar onu... Acı sözün kavurur.
Edebiyat
Reklam
Neredeyse benim kadar yaralı... Böyle boynunu bükmesin istiyorum, böyle konuşmasin.... Beni kendinden uzak tutacak kaba, hoyrat, aşağılayıcı ta virlar sergilesin gene. Sesi titremesin bana bakarken, bakışları gözlerimde erime sin... Yapma Haşim! Bu yeni çehrenle işimi zorlaştırıyorsun...
Edebiyat
Öcünü aldın Piraye. Gururun ağır bastığı yerde, diğer tüm duyguların yerle bir olması kaçınılmaz belki. Ama şöyle bir yokla kendini. Şu andaki zafer sarhoşluğun dan sıyrıldığında da böyle gülebilecek misin? Bu tür savaşımların kazananı olmayacağını bilmen gerek. Yıkılmışlıkta, senin de ondan eksik kalır yanın var mı?
Edebiyat
"Yaşamaktan çok ölmeyi istiyorum inan ki..." Öyle demiştin Haşim. Dinlemedim seni. Duymadım, anla madım. Suçluyum. Hep bir adım önde oldun benden, hep! Senden öcümü aldı ğımı düşündüğüm anda bile benden öndeydin. İşte gene karşıma geçmiş, "Nasıl istersen öyle olsun" diyor sun. "Ama ben de sana öyle bir ceza veririm ki..." Verdin! Bu yükle yaşamak cezaların en büyüğü değil mi?
Edebiyat
"Son bir şey isteyebilir miyim senden? Oğlumun Haşim koyar mısın?"
Edebiyat
Reklam