Serkan Aktaş

Serkan Aktaş
@dmgctrl
Okurgezer
Puan vermedi·328 syf.··
2025 42. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 17 Ekim 2025 09:18
Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe’su, çocukluğumda bana macerayı, cesareti ve insanın doğaya karşı mücadelesini anlatan bir kahramanlık hikayesi gibi görünmüştü. Issız bir adada tek başına hayatta kalmaya çalışan bir adam, kendi emeğiyle bir dünya kurması, doğayı evcilleştirmesi, yalnızlığını aşması… Bütün bunlar bir çocuğun gözünde hayranlık uyandıran şeylerdi. Ancak yıllar sonra, kitabın tam ve sansürsüz versiyonunu yeniden okuduğumda, o büyü bir anda dağıldı. Bugün yetişkin bir gözle baktığımda Robinson Crusoe, artık yalnız bir adamın hayatta kalma öyküsünden ibaret değil; aksine, sömürgeciliğin, beyaz üstünlüğü düşüncesinin ve doğayı hoyratça sahiplenmenin bir alegorisi gibi duruyor. Robinson’un adaya ayak bastığı andan itibaren doğayı “kendi malı” ilan etmesi, orada yaşayan canlıları dilediği gibi öldürmesi, her şeye Tanrı’nın ona verdiği bir hak gözüyle bakması bugünün etik değerleriyle kıyaslandığında son derece sorunlu. En çarpıcı noktalardan biri de Robinson’un Cuma’yla kurduğu ilişki. Çocukken bana dostluk hikayesi gibi gelen bu bağ, şimdi yeniden okuduğumda kölelik zihniyetinin bir yansıması gibi geldi. Robinson, Cuma’yı kurtarıyor ama aynı zamanda ona bir efendi gibi davranıyor. Cuma’nın dili, dini, kimliği silinip yerine Robinson’un değerleri konuluyor. Bu, bir kurtuluş değil, bir boyun eğdirme hikayesi. Yine benzer şekilde, hayvanlarla ilişkisi de insan merkezli bir kibri yansıtıyor. Robinson’un hayatta kalmak için hayvanları avlaması bir ölçüde anlaşılabilir belki, ancak metin boyunca onların birer “kaynak” olarak görülmesi, öldürmenin doğal ve haklı bir eylem gibi sunulması, romanı bugünün ekolojik bilinciyle okuduğunuzda oldukça rahatsız edici hale getiriyor. Sonuçta, Robinson Crusoe bir dönemin ideolojik aynası. 18. yüzyıl İngiltere’sinin sömürgeci
Robinson CrusoeDaniel Defoe · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202426,7bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·688 syf.··
2025 41. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 14 Ekim 2025 13:18
Larry Niven ve Jerry Pournelle’in Tanrı’nın Gözündeki Zerre ‘sini (The Mote in God’s Eye) bir bilimkurgu meraklısı olarak uzun zamandır okumak istiyordum. Kitap yaklaşık 700 sayfalık bir hacimde ve bence askeri bilimkurgu türünün iyi örneklerinden biri. Hem teknik konulardaki detayları hem de uzaylılarla ilk temas konusuna getirdiği felsefi derinlikle oldukça başarılı bir bilimkurgu. Ben İthaki Yayınları’nın 2020 yılı basımını okudum ama ne yazık ki kitabın çevirisi bu büyük eserin hakkını tam olarak verememiş. Bu nedenle internete rastladığım pdf formatındaki İngilizcesine de ara ara baktım. Roman, insanlığın galaksinin geniş bir bölümüne yayıldığı uzak bir gelecekte geçiyor. İmparatorluk Donanmasına bağlı bir savaş gemisi, uzayın derinliklerinde gizemli bir yıldız sisteminden gelen ışık sinyallerini tespit ediyor ve bu sinyaller, tarihte bilinen ilk uzaylı uygarlıkla temasın başlangıcı oluyor. İnsanlığın karşılaştığı bu türe, Zerrecikler (İngilizcesi Motie) deniliyor. Zerrecikler zeki, meraklı, son derece üretken ama aynı zamanda kendi biyolojik döngülerinin esiri olan bir ırk. Roman, bu karşılaşmayı yalnızca bilimsel bir merak konusu olarak değil, aynı zamanda etik, askeri, siyasi ve sosyolojik bir sınav olarak ele alıyor. Kitabın yazarları, mühendis kökenli olmalarının etkisiyle teknik anlatımda aslında son derece başarılı. Gemi manevraları, iletişim protokolleri, astronomik hesaplamalar gibi detaylar oldukça gerçekçi ama işte kötü tercüme içerisinde bu özellik kaybolup gitmiş. Çeviri, özellikle askeri denizcilik terminolojisi açısından çok zayıf. Bu tip romanlarda uzay donanması rütbeleri, görev unvanları ve denizcilik dili, hikayenin atmosferinin bel kemiğini oluşturur ama çeviride maalesef bu omurga kırılmış. Bilimkurguda, özellikle askeri temalı romanlarda,
Tanrı'nın Gözündeki ZerreLarry Niven · İthaki Yayınları · 2020102 okunma

Serkan Aktaş

, bir kitap okudu
Puan vermedi·688 syf.··
8 günde okudu
·
2025 41. kitabı
Larry Niven
7.9/10 · 102 okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2025 39. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Ağustos 2025 20:57
Kent, sekiz öyküden oluşan bir bilimkurgu kitabı. Öyküler, uzak bir gelecekte geçen efsaneler gibi sunuluyor. Öyküler arasında binlerce yıla uzanan zaman farkları var. Bu efsanelerde, insan uygarlığının nasıl sona erdiği, yerini köpeklerin nasıl aldığı ve şehirlerin neden terk edildiği anlatılıyor. İlginç olan nokta, hikâyelerin köpeklerin gözünden aktarılması. Onlar için insan denen varlık, geçmişten kalma belirsiz bir söylenti. Öyküler, insanların teknolojik ilerlemeyle birlikte şehir yaşamını bırakması, doğaya dönmesi ve sonunda ortadan kaybolmasına uzanan, hem melankolik hem de düşündürücü bir tablo çiziyor. Kent’teki hikayeler birbirine gevşek bağlarla tutunuyor ama her biri aynı büyük resmin farklı bir parçasını anlatıyor. Kitapta medeniyet, ilerleme, insan-doğa ilişkisi üzerine sakin ama çarpıcı sorular soruluyor. Köpek efsaneleri çerçevesi, hikâyelere hem masalsı hem de antropolojik bir tat katıyor. İnsanlığın yavaş yavaş sahneden çekilmesi ve başka türlerin onun yerini alması okura melankolik duygular yaşatıyor. Ancak Kent, aksiyon bekleyen okur için fazla durağan olabilir. Öyküler arasındaki gevşek bağ, roman bütünlüğü arayanlar için kopukluk hissettirebilir. Köpeklerin insan uygarlığının varlığını tartıştığı bir geleceği merkezine alan Kent, bilimkurgu türünde sıra dışı bir fikir bence. Özellikle Asimov’un mekanik düzenli evreninden ya da Clarke’ın kozmik bakış açısından farklı olarak, Simak burada daha insani ve doğa merkezli bir bilimkurgu yazmış. Asimov seven bir bilimkurgu okuyucusu olarak ben Kent’i nasıl daha önce okumamışım dedim doğrusu.
KentClifford D. Simak · İthaki Yayınları · 2020229 okunma