Dağıstan’da Alvarlar, hayatını istediği gibi yaşayamamış insanların mezar taşlarına “yüz yaşına kadar yaşadı ama dünyaya gelmedi“ diye yazarlarmış. Mekânlar olarak, zamanlar olarak, insanlar olarak ve duanın nesneleri olarak bizi yoksul düşündüren daracık hayatlarımıza karşı, hepimizin, kalbimizin çekirdeğinde büyüttüğü o yatışmaz duygudur gitmek.
Yine de insanın kendine en büyük ihanetidir sevmek. Sığlığın kolaylığından derinliğin baş dönmesine geçmek bir zorunlu yürek türküsüdür, içindeki binlerce gözü susturmaya gerektiren. İstemek de yapmak arasındaki o ince çizgi, binlerce yılın günah burgaçlarıyla bir uçuruma dönüşür. Dünya karşı tarafta, biz bu tarafta kalmışızdır. Bu iki cılız sesten başka ses yoktur sesimizi karşılayan. Giderek bencilliğimizden söz etmeye, sevgimizden utanmaya, kendimizi aşağılamaya başlarız. Bu uçurma verebileceğimiz kurban, içimize yeni yeni kekelemeye başlayan sevincimizdir. Rüzgâr usul usul kesilir. Gündüzler yatışmıştır. Gece o eski gecedir artık. Tanrılar kazanmıştır. Mutluluğumuza karşı ayaklanan çoğunluk geri çekilmiş, kimse mutsuzluğumuzla ilgilenmez olmuştur. Herkes içine gömdüğü yaralı bir hayvanla iyileşmeye çalışmakta, dünyayı düzene koymaya devam etmektedir. Sevmek, insanın en büyük acısıdır.