Zayıf, kof, her zaman başkasının etkisi altında hareket etmeye alışmış, ama bir aralık isyan bayrağını çekip kuvvetli, makul olmaya karar veren kimselerin bu hareketlerinin her zaman belirli bir sınırı vardır. Başlangıçta isyanları son derece şiddetlidir. Bu şiddet çılgınlık hali alır. Karşılarına çıkan engellere gözleri kapalı atılırlar, güçlerinin üstünde çaba gösterirler. Ancak, belirli bir noktaya varınca kendinden geçmiş o insan zınk diye duruverir. 'Ben neler yaptım?' gibilerinden korku içinde kalakalır. Hemen arkasından da sönmüş bir balon gibi pörsür, ağlamaklı olur, diz çöküp afdiler, her şeyin eskisi gibi olması için yalvarır, her şeyin bir an önce sonuçlanmasını ister. Mozgylakov da aynı durumdaydı. Hiddete kapılarak kudurgan haliyle bir felakete sebep olmuş, öfkesini, gururunu tatmin ettikten sonra bütün olanlardan dolayı sırf kendini suçlayarak kendinden nefret etmeye başlamıştı.
İnsanlarda gördüğümüz çekingenlikle hayvan davranışlarında gördüğümüz çekingenliğin aynı olduğuna nasıl karar veririz? Bu soruların cevabı şudur: İnsan kategorilerini analoji yoluyla hayvanlara yükler, daha sonra hayvanlarda bu özellikleri “keşfederek" sanki ortak bir kökenleri varmış gibi tekrar insanlara yükleriz. Gerçekte, farelerdeki saldırganlığın anatomik, fizyolojik ve genetik temeliyle Almanların Polanya'yı 1938'de işgal etmesi arasında bir ortaklık olduğuna ilişkin en ufak bir kanıt yoktur.