Her düşünce kişinin ruhunun iç yansımalarının , gelgitlerinin , derin iç çekişlerinin , zaman zaman çatışmalarının ve ideallerinin es(-e,-i)ridir . Aslında kendimi kendime anlatıyordum başkalarına anlatıyormuşcasına
Hayatta gerçekten önemli olan nedir ? İnsana kemale erme hissi veren şeydir. Ona doygunluk veren herşeyde , bir anlam gördüğü, gözüne güzel görünen, onu derinden tatmin eden herşeyde bulur bunu .
1991 yılında AIDS'ten hayatını kaybeden yazar Hervé Guibert , Hayatımı Kurtaramayan Arkadaşıma adlı romanında sürekli üzerine inceleme yaptığı Foucault'yu (Foucault yaşamının son yılları olan 1982'li yıllarda Stoacılık üzerine çalışmaya başlamıştı. Kendisi de aynı zamanda o yıllarda yaşının getirdiği ciddi sağlık problemleriyle uğraşıyordu) Muzil adında bir karakter kılığında anlatmıştı. Tutumunun gövde gösterisinden ibaret olduğunu... ve aldatıcı öz kontrolünü- ölümcül hastalığın teşhisini açıkça cesaret edemeyen doktora doğrudan şöyle soruyordu : "Ne kadar vaktim kaldı ? - ortaya koymuştu. Bu bölümde Muzil , kaygının ve uykusuzluğun ele geçirdiği anlatıcı Hervé Guibert'e en sevdiği kitaplardan birini, yani Marcus Aurelius' Kendime Düşünceler isimli eserinin ... baskısını güzel bir kağıda sararak verir . Eserin bu baskısını incelediğimizdeyse içerisinde dondurucu ve zorlu yargıların yer aldığını görüyoruz:'"İnsan ömrü andan ibaret ; akışkan bir özü var ; tüm vücut basit bir ayrışmayla dağılır ; ruhu çalkantılıdır ; kaderini kestirmesi zor ; zafere ulaşacağı kesin değil."
"İnsanoğlu, Kierkegaard’un “karşılaştırma huzursuzluğu” dediği şeyden muzdarip; hep olduğundan daha fazlasını istiyor, komşunun bahçesindeki çimen ona hep daha yeşil görünüyor."
"O halde söz konusu tercihleri ortaya koyan düzen , mantıklı bir iddia değilse nedir ? Makul tek bir cevap var : Bizi yönlendiren her zaman yaşamsal dürtüdür."