Kitaba Dair Görüşlerim
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
94 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 13:07
Kitabı okulun yoğunluğundan hayatın karmaşasından dolayı ancak şimdi bitirdim. 3 ay elimde gezdirdim bazı günler kapağını açmadım bazı günler soluksuz olarak kaç sayfa okuduğumu bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var o da kitabın kalitesinin tartışılamayacağıdır. Doğan hocam yine harika bir kitap yazmış kitap hakkındaki keşkem, daha önce okumuş olsaydım. Öğretmenlere, öğretmen adaylarına harika bir yol kitabı. Beni en etkileyen kısım son mektup oldu. İleride öyle bir öğretmen olarak hatırlanmayı çok isterim. Umarım başarabilirim. Kitapta ileriki zaman için yazılması planlanan bir kitaptan bahsediyordu Doğan hoca. Okul müdürünün gücüne dair bir kitap yazmak istediğini söylemiş. Keşke Doğan hoca şuan hayatta olsaydı da o kitabı da yazabilseydi eminim ki o da çok kaliteli bir kitap olacaktı. Benim fikirlerim bu şekilde
Öğretmenim Bir Bakar mısın?Doğan Cüceloğlu · Final Kültür Sanat Yayınları · 20187,6bin okunma
İlk ama son değil..
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 15:22
Doğan hoca, bizim aile kitaplığımızda hep yer edinse de hiç fırsat olup da onun kitaplarından birisini okuyabilme fırsatı edinememiştim. Belki de onları okuyup algılayabilecek yeterli olgunluğa ve kapasiteye ulaşamadığım için. Mış Gibi Yetişkinler bu nedenle benim rahmetli hocamızdan okuduğum ilk kitabı. Ve yine bu nedenle bir anda Timur ve Yakup hoca karakterlerinin içine, sohbetlerine dahil olunca bir dumura uğradım. Ancak öğrendim ki aslında bu iki başrol karakter Doğan hocanın "Gerçek Özgürlük" kitabında da yer ediniyor. Yakup hoca ve Timur'un sohbetleri bütün kitabı oluşturuyor diyebiliriz. Şöyle ki Timur, Hatice teyzesinin evinde bir süreliğine kalmakta. Hatice teyzesi, eşi Recep Bey, ergenlik çağına yeni giren kızları Ayla ve yedi yaşındaki oğulları Erol ile beraber yaşıyor. Timur öncesinde zaten Hatice teyzesinin ve Recep eniştesinin kendi aralarındaki ve çocukları ile olan iletişimdeki sorunları gözlemliyor. Ancak bir gün teyzesi oğlunu yok yere dövdüğü zaman bütün bu gözlemlerini paylaşmak için hocası Yakup'a gidiyor. İkisi arasındaki sohbetler bu şekilde başlıyor. Ve ilk kavramı öğreniyoruz: Yetişkin Çocuklar. Yetişkin çocuk, bedenen geliştiği halde duygusal olarak gelişemeyen insanları ifade ediyor. Ve bu çocuk kalmış insanların hayatlarını, yaşam örüntülerini, aile sistemlerini, toplumla ve aile içindeki sistemlerini, ikili ilişkilerini Timur Bey'in ailesi üzerinden konuşuyorlar. Sonrasında ise çoğalıyorlar. Hatice teyzenin yeğeni de katılıyor onlara, yani Leman Hanım. Leman Hanım'da Eskişehir'den İstanbul'a gelmiş. Çünkü 8 ay önce evlendiği eşi ile bazı sorunlar yaşıyorlar. Eşinin evlenmeden önceki haline oranla çok değiştiğini, kendisine ve ailesine karşı olumsuz söz ve davranışlarda bulunduğunu anlatıyor. O da bu sohbetlerde kendisini anlatıyor ve
1000Kitap
'Mış Gibi' YetişkinlerDoğan Cüceloğlu · Kronik Kitap · 20253,263 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
10/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 69. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 21:40
“Gitti ammâ ki neylesin bî-çâre Âteş-i dille cân ü dil pâre” Şeyh Galib’in henüz 26 yaşındayken, “Nâbî’nin Hayrâbâd’ından daha iyisi yazılamaz” iddiasına meydan okuyarak 6 ay gibi kısa bir sürede kaleme aldığı Hüsn ü Aşk, Türk edebiyatının sadece en parlak mesnevilerinden biri değil, aynı zamanda tasavvufi ve alegorik bir şaheser Kitap, aynı kabilede doğan, birbirlerine aşık olan Hüsn (Güzellik) ile Aşk’ın hikayesini anlatır. Ancak bu sıradan bir kavuşma hikayesi değildir. Kabile büyükleri, Aşk’ın Hüsn’e kavuşabilmesi için onu Kalp Diyarı’na (Diyâr-ı Kalb) gönderir ve oradan Kimya’yı getirmesini şart koşar. Aşk’ın çıktığı bu yolculuk, aslında insanın kendi içine, nefsine ve hakikate yaptığı yolculuğun (seyr-i sülûk) ta kendisidir. Yol boyunca karşılaştığı engeller, devler ve cadılar insanın dünyevi hırslarını ve nefsin oyunlarını temsil ederken; ona rehberlik eden Suhan (Söz/Akıl) ise mürşid-i kâmili simgeliyor. Aşk o kadar acı çekip, o kadar yol yürüdükten sonra anlıyor ki: Aradığı Hüsn, aslında kendisinden başkası değilmiş. Yol da kendisiymiş, yolcu da, o uğruna canını dişine taktığı sevgili de... Bizim de hayatta peşinden koştuğumuz, “O olmadan asla mutlu olamam” dediğimiz şeyler (başarılar, sevgiler, unvanlar) aslında günün sonunda dönüp dolaşıp kendi içimizde tamamlamamız gereken eksiklikler değil mi? Aşk’ın geçtiği o zorlu yollar, aslında bizim kendi nefsimizle, egomuzla verdiğimiz mücadeleymiş meğer. Hikayenin sonunda Aşk’ın anladığı o büyük sır, edebiyat tarihinin en ters köşe ve en sarsıcı finallerinden biridir: Aşk, aslında Hüsn’ün ta kendisidir. Yol da yolcu da aranan da aslında tek bir kaynaktan ibaret Hüsn ü Aşk, aceleyle okunup bitirilecek bir kitap değil; her beytin üzerine dakikalarca düşünülecek bir tefekkür yolculuğu. Klasik edebiyatımızın bu
Hüsn ü AşkŞeyh Galip · İş Bankası Kültür Yayınları · 20191,682 okunma
“STEPANÇİKOVO KÖYÜ” ~ DOSTOYEVSKİ
8/10
·290 syf.··
Beğendi
·
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 14:00
Stepançikovo Köyü, Fyodor Dostoyevski’nin kurşuna dizilmek üzereyken, cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildiği dönemde 1859 yılında Sibirya’da kaleme aldığı eser. Dostoyevski’nin bilinen dev eserleri arasında alkış sırası kendisine pek gelmeyen bir romanı. Kronolojik olarak bakarsak, daha o kalın klasiklerin yazılmadığı, yıllar sonra yazacağı o başyapıtların habercisi diyebiliriz. Yazarın kendi tarzını anca oturtmaya başladığı zamanların kitabı. Daha sonra Dosto mektuplarında, bu kitabı isteksiz ve aslında borçlarını ödemek için mecbur kalarak yazdığını söyler. Yazar o yıllarda sansür korkusu yaşasa da, yine de eserlerinin alt metinlerinde gerçekçi yönünü yansıtmaktan geri durmamış. Ama öncelikle kısa kısa notlarımla Dostoyevski; *çocukluğunu ayyaş bir baba ve hasta bir anne arasında geçirmiş olmasaydı, *on altı yaşındayken annesini veremden kaybetmiş olmasaydı, *babasının ölüm haberini aldığında mutlu olabilecek derecede kin duymasaydı, *yirmi sekiz yaşında altı ay hapis yattıktan sonra tam idam edilecekken bir Rus çarı tarafından son anda affedilmeseydi, *annesi gibi veremli bir kadınla evlenip, onu da kaybetmemiş olsaydı, *kumar borçlarını ödeyebilme uğruna normal bir insanın bir haftada okuyacağı kitabı üç günde yazmak zorunda kalmasaydı, *epilepsi hastası olmayıp, her an bir sara krizi geçirme ihtimalinin sırtına yüklediği yükten doğan stresle yaşamak zorunda kalmasaydı, Ne o Dostoyevski olabilecekti, ne de o kitapları yazacaktı. Dostoyevski’yi olduğu kişi yapan şeyler, bence bu geçmişi ve yaşadıklarıdır.. Kitaba geçince; her şeyden önce kitabı almamda büyük etken bu köyü merak etmemdi. Zaten Slav kökenli diller de hep hoşuma gitmiştir. Yalnız ‘Stepançikovo’ belirli bir gerçek köyü temsil etmiyormuş (kurgusal), fakat Rusya’da ‘Stepanchikovo’ adlı birkaç yerleşim yeri
Stepançikovo KöyüFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20194,915 okunma
6/10
·58 syf.··
2026 5. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 17:06
Dördüncü sayı; düşsel kurgu ile korku, mitoloji ve bilimkurgunun farklı damarlarını aynı çatı altında buluştururken anlatıların merkezine insanın kadim korkularını, açgözlülüğünü, yalnızlığını ve bilinmeyen karşısındaki çaresizliğini yerleştiriyor. Seçkide yer alan öyküler kimi zaman Göktanrı inancının izlerini taşıyan karanlık masallarla, kimi zaman savaş sonrası distopyalarla, kimi zaman da doğaüstü varlıkların gölgesinde şekillenen ruhsal çözümlemelerle okuru karşılıyor. Geceye Doğan (Emrah KUTLUK & Emre BOZKUŞ); Öncelikle öykü yorumlamanın nedeni; 2024 yılında hayatını kaybeden Emrah Kutluk Bey ile hiçbir problem yoktur. Başkaların yaptığı saygısızlığından dolayı ortak projede kimsenin günahına giremem. Tengri'nin huzuruna ölmüş birinin hele de hiç tanışmamışlığın olmadığı halde onun kulluk hakkıyla çıkamam. Öykü; akıcılık, sürükleyicilik ve merakın ön planda olduğunu görüyoruz. Göktanrı inancına bağlı bir kadının tek başına çocuğunu doğurduğunu görüyoruz. Öyküde Lilith eşdeğeri Albız'ın, annenin ciğerini çiğ çiğ çiğneyerek yemesinin nedeni ise kadim zamanlarda savaşçı bir ulus olduğumuz için yazılı bir kaynak geride bırakamadığımızdan dolayı Albız'ın asıl öyküsünü unutarak lohusa kadınlara ve çocuklara musalat olmasına mantıklı olarak böyle bir neden bulmuşuz. Öykünün sonunda Umay Ana gelip yetim bebeği, Albız'dan koruduğunu gördük. Giderken bebeği yetim bırakmak için öldürülen annesine yeniden yaşam vermesi için Tengri'nin huzuruna çıkmak için otağdan ayrıldı. İyi düşünen okurlar öykünün sonu böyle yorumlayarak tamamlayacaklar. Pencere Komşum (Esra SÖNMEZ); Akıcılık, sürükleyicilik ve merak uyandırıcılığın uyum içinde dans ettiği öyküde fırtınalı havaların korkunç yanını bizlere sunuyor. Fırtınalı havalarda beliriveren insanların bilinçlerini oyuncağa
Fantastik
ORM Fantastik Öykü ve Resim Seçkisi - Sayı 4Kolektif · Kadran Yayınevi · 20262 okunma
10/10
·637 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
Katyuşa hiç evlenmemiş iki hanımın sahip olduğu bir çiftlikte sığırtmaçlık yapan bir kadının gayr-ı meşru torunuydu. Annesi kimseyle evli değildi, ancak her yıl çocuk doğuruyordu. Doğan çocuklar kendisinin çalışmasına engel olur diye bakılmayarak ölüme terk edilirdi. Katyuşa da bu çocuklardan biri idi. Ancak sahibesinin bebeği görerek beğenmesi üzerine bakılarak yetiştirildi. Yaşlı hanımların eğitim gören yeğenleri Prens Dmitriy ara sıra teyzelerini görmeye gelirdi. Katyuşa bu zengin prense sevdalandı. Prens bir geldiğinde Katyuşa’yı baştan çıkararak eline yüz ruble verip yüzüstü bırakıp gitti. Üç ay sonra hamile olduğunu fark eden Katyuşa bu şekilde devam edemeyeceğini anlayınca çiftliği terk etti. Çeşitli yerlerde çalışan Katyuşa sonunda genelevine düştü. Çocuğu da bakımsızlıktan öldü. Uzun bir süre genelevinde çalışan Katyuşa meydana gelen bir adli vakadan dolayı tutuklanarak cezaevine konuldu. Yedi yıl genelevinde hayatını geçiren Katyuşa altı ay hırsız ve katillerle bir arada kaldıktan sonra Ağır Ceza Mahkemesinin karşısına çıkartılacaktı. Dmitriy zengin bir burjuva hayatı yaşamaktaydı. Koçarginlerin kızı Misiy ile evlenmeyi planlamaktaydı. Fakat genel valinin karısıyla beraber olduğundan evlenmeye metresinin rızasını almadan karar verememekteydi. Dmitriy bu arada ağır ceza mahkemesine jüri üyesi olarak seçilmişti. Sabahleyin kalkıp bilinçli bir vatandaş olarak mahkemeye gitti. Mahkemede zehirlenme davası görülecekti. Davada üç sanık vardı:Otel hizmetçisi olan Semyon Kartinkin ve Esfemya Boçkova ile genelevinde çalışan Maslova. Dmitriy sanıklardan Maslova tanıtıldığında kulaklarına inanamaz oldu. ‘Bu, o olamaz.’ diyordu. Sonradan Katyuşa’ya iyice bakan Dmitriy ruhunun derin ve acı bir değişimin içinde olduğunu sezinliyordu. Tacir Smelkov Mavritanya Otelinde
DirilişLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202521,6bin okunma