9/10
·600 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:17
Roman, kötülüğün, pasif bir iyimserlikten çok daha fazla mücadele gerektirdiğinin ayırdına varan, doğru bildiği yoldan sonuna kadar giden sıradan insanların hikayesidir. Kitap, hiç olmaması, yaşanmaması, dünya tarihine geçmeyip gelecek nesillerce zorunlulukla bilinmemesi, üzerine hiç bir kitap yazılmaması ve hiç bir insanın denk gelmek istemeyeceği bir dönemde, toplumsal çöküşün insanları iliklerine kadar kötülüğe sürüklediği bir ortamda, küçücük ve belki bir o kadar da cılız olacağını bilse dahi bir umut ışığını yoktan varetmeye çabalayan insanların, insana cesaret veren, kendini sorgulatan ve belki biraz da yalancı bir utanmazlığa iten, gerçek bir olaydan esinlenerek hikaye edilmiş. Romanın geçtiği dönem 1940-42 yılları. Nasyonel sosyalist partisine sadakat gösterenlerin ayakta kaldığı, diğerlerinin ise yok sayıldığı, bu insanların her an bir ihbar sonucu gestapo soruşturması ile çok önceden karar verilmiş olarak Yüksek Halk Mahkemelerine çıkarıldığı ve mutlak idama sürüklendiği bir dönem. Hitler'in, önce Alman halkına ekonomik refahı getirmeyi vadederek başa geldiği sonra ise bu halkın tüm evlatlarını, savaş açtığı Avrupa ve Rusya'daki savaş planlarında kullandığı bir dönem. Romanın kahramanları da bu savaşlardan birinde evladını kaybetmiş, Hitler'den oğlunun öcünü alma duygularıyla yanıp tutuşan bir marangoz şefi Otto ile acılı karısı Anna. Romanda geriye kalan bir kaç karakter hariç diğer tümü ise Hitler rejiminin dolu dizgin, sınır tanımaz şekilde yürüttüğü sistemli kötülüğün vucut bulmuş halleri; orduyu, basını, yargıyı arkasına almış bir sistemin adsız sansız küçük çarkları. Romanı okudukça insan kendi durumunu gözeterek, her şeye rağmen dünya tarihinin bu döneminde yaşadığı için şanslı olduğunu düşünürken bir yandan da kötülükle mücadele etmek için bazen
Herkes Tek Başına ÖlürHans Fallada · Ketebe Yayınevi · 2024600 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 13. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 23:38
Neden bu kadar geç okuduğumu bilemediğim bir kitapken beni çok doğru bir zamanda yakaladığını farkettim, tam seyahat sırasında. Bazı kitaplar vardır hayatınızın akışına uyumlu ve sizi yaşadıklarınızla iç içe sürekleyip götürmesini dilersiniz. Bu kitap da onu yaşadığım bir okuma süreci tattırdı bana. “Kişisel Menkıbe” her geçtiğinde kitapta istemsiz içimden sesli okudum. Hayatlarımız belki öyle büyük sinyaller, hedefler, öngörüler barındırmayabilir ama klişe de gelse o yaşanan, şahit olunan, yanından geçilip gidilen küçük şeyler tat verir insana ve devam edebilmesini sağlar yolunda. Kaybolmuş hissetsende, korksanda en kötüden, düşlesende en güzeli; yaşamadan, o adımı atmadan, bulunduğun yeri (fiziksel ya da zihninin içini) terk etmeden bilemezsin başına gelecekleri. Bunu göze almak yolda sadece en iyiyi umut ederek değil korkuyu endişeyi en kötüyü göğüsleyerek sindirerek, her şeyi iç içe bir bütün olarak yaşamaktan geçer. Çünkü insan, yolun sonunda dışarıda aradığı her şeyin aslında kendi içinde olduğunu anlıyor. Evrenin ruhuna dönmek, kendi özüne dönmektir; ne zaman ki o bütünlüğü yakalarsın, işte o an anlarsın ki sen hem 'bir'sin hem de 'hepimiz'sin.
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,8bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
9/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
“Rune’ler sadece bir alfabe mi, yoksa unutulmuş bir bilginin izi mi?” Bu kitap bana en çok şunu düşündürdü: Bazı semboller gerçekten geçmişten bugüne taşınan bir anlam mı, yoksa biz mi onlara anlam yüklüyoruz? Şebnem Ekşib’in “Rune Sembollerinin Uyanışı” kitabında rune’lerin sadece bir alfabe olmadığı, aynı zamanda enerji ve spiritüel anlamlar taşıdığı anlatılıyor. En çok dikkatimi çeken kısım ise bunların yalnızca İskandinav kültürüyle sınırlandırılmamasıydı. Mu kıtası, Atlantis, Göktürkler ve eski uygarlıklarla kurulan bağlantılar kitabın en çok “tartışılır” ama aynı zamanda en merak uyandıran tarafıydı. Rune’ler tek tek ele alınıyor ve her birine farklı anlamlar yükleniyor: bolluk, güç, bilgelik, yolculuk, yaratıcılık gibi… Ama benim için kitapta asıl mesele bu anlamlardan çok, sürekli zihinde beliren o soru oldu: “Bunlar gerçekten bir bilgi mi, yoksa insanın anlam arayışı mı?” Dil olarak ağır değil, bu yüzden konuya yeni giren biri için de okunabilir. Ama bazı bölümler var ki, insanı direkt sorgulama moduna sokuyor. Sonuç olarak ben bu kitabı “kesin doğru” diye değil, farklı bir düşünce alanı açması için okunan bir metin gibi gördüm.
Kadim Bilgilerin Işığında RuneŞebnem Ekşib · Ceres Yayınları · 202322 okunma
Olmasını İstediğim Dünya: Tam Bir İşleyiş Rehberi
9/10
·52 syf.··
Beğendi
·
2026 39. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 00:22
Bu kitabı fazlasıyla sevdim. Peki, neden mi sevdim? Çünkü bu kitap, tam da benim yaşamak, içinde nefes almak istediğim dünyayı anlatıyor. Piyasada havada uçuşan soyut teorilerin ya da bizi yoran belirsizliklerin aksine, burası tesadüflere yer bırakmayan, tıkır tıkır işleyen bir yönetim mekanizması gibi. Kitap her şeye en temelden başlıyor: Önce bilgiyi tanımlıyor, ardından insanı. Sonra bu bilginin tam olarak nasıl kullanılacağını, nerede işe yarayacağını, insanın erdemlerini ve bu bilgiyle hem kendini hem de toplumu nasıl yöneteceğini adım adım inşa ediyor. Bu yönüyle burası soyut bir felsefe metni değil; tam bir işleyiş, tam bir yönetim kitabı. Benim olmasını istediğim dünyada her şey, problemlerin ve sorunların doğru oranda çözülmesiyle ilerliyor. Temelde kusursuz, geometrik bir doğruluk zinciri var: Doğru bilgi Doğru kişi Doğru yönetim Doğru problem çözümü. İşte her şeyin bir doğruluk üzerinden gittiği, kılavuz kargaların ya da grup içi fraksiyonların sesinin kısıldığı, o berrak aklın yönettiği bir dünya özlemi... Sanırım bu kitabı bu kadar çok sevmemin asıl sebebi bu. Peki, siz de bu kadar mekanik işleyen bir dünyada var olmayı ister miydiniz? Tüm sorunların doğru kişiler ve doğru yöntemler tarafından çözüldüğü, her adımınızın sağlam basamaklarla sağlamlaştırıldığı ya da doğrulaştırıldığı bir hayatta?.. Satır aralarında buluşmak dileğiyle.
Mutluluğun KazanılmasıFarabi · İş Bankası Kültür Yayınları · 20245,4bin okunma
10/10
·200 syf.··
2026 18. kitabı
Bazı kitaplar bilgi verir, bazı kitaplar düşündürür, bazı kitaplar ise insanın uzun süredir sorgulamadan kabul ettiği gerçeklikleri sessizce yerinden oynatır. Erich Fromm’un Sevme Sanatı kitabı tam olarak bu üçüncü kategoriye ait bir eser. İlk bakışta sevgi üzerine yazılmış bir kitap gibi görünse de Fromm, daha ilk sayfalardan itibaren okuru alışılmış düşünme biçiminden uzaklaştırır. Çünkü kitabın merkezinde romantik ilişkilerden çok daha büyük bir soru vardır: İnsan gerçekten sevmeyi biliyor mu? Modern dünyada sevgi çoğu zaman başımıza gelen bir duygu gibi düşünülür. Aşık olmak, doğru kişiyi bulmak, ilişki kurmak, duygusal yakınlık hissetmek… Çoğu insan sevgiyi bu deneyimlerin toplamı olarak görür. Fromm ise tam burada radikal bir itiraz geliştirir. Ona göre insanların temel problemi sevmek değil, sevmenin öğrenilmesi gereken bir sanat olduğunu fark etmemeleridir. Kitabın en güçlü taraflarından biri sevgiyi pasif bir duygu olmaktan çıkarıp aktif bir beceri olarak ele almasıdır. Fromm, tıpkı bir sanatçının yıllarca çalışarak ustalaşması gibi sevginin de disiplin, emek, sabır ve farkındalık gerektirdiğini savunur. Sevgi, kendiliğinden gerçekleşen romantik bir olay değil; insanın geliştirmesi gereken bir kapasitedir. Kitapta dikkat çeken önemli ayrımlardan biri, insanların çoğu zaman sevmeyi değil sevilmeyi önemsemesidir. İnsanlar “Nasıl severim?” sorusundan çok “Nasıl sevilecek biri olurum?” sorusuna yatırım yapmaktadır. Fiziksel görünüm, statü, başarı, toplumsal kabul ya da çekicilik gibi unsurlar, sevginin kendisinin önüne geçmektedir. Fromm burada modern insanın ilişkiler kurarken dahi bir tür görünmez pazarda hareket ettiğini öne sürer. Kitabın belki de en derin bölümü, insanın varoluşsal yalnızlığı üzerine yaptığı analizdir. Fromm’a göre insan kendisinin
Sevme SanatıErich Fromm · Say Yayınları · 20207,8bin okunma
Tilkinin Gösterdiği Yol
8/10
·456 syf.··
Beğendi
·
2026 112. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 22:12
Elbis Saren, insanların cadı olarak andığı tuhaf bir şifacı kadınla birlikte yaşamaktadır. Bir gün yine her zamanki gibi Oro Ana için malzeme toplamak üzere ormana girmişken karşısına tam da listesinde bulunan bir tilki çıkar ve oğlan da doğal olarak onun peşine düşer. Tabii tüyleri tıpkı altından iplikler gibi parıldayan bu tilkinin peşindeki tek kişi o değildir. Kısa sürede biri büyücü, diğeriyse avcı olan iki kişiyle karşı karşıya kalan El, oradan kaçmak yerine kendini bile şaşırtarak zavallı hayvanın yardımına koşmaya karar verir. Elbette ki sadece saf amaçlar gütmüyordur ama olsun. Şimdilik elimizdeki en iyi şey bu. Bir noktada Elbis, kapandan kurtarmayı başardığı tilkiyle beraber kaçmaya başlar. Arkasından gelen düşmanlara rağmen ona yol gösteren küçük tilkinin rehberliğini kabul eden Elbis, bir süre sonra kendini bildiği ormanın çok ötesinde bulur. O andan sonra geri dönmek artık bir seçenek olmaktan çıktığı için de mecburen tilkinin peşinden ilerlemeye devam eder. Ve sonunda karşısına, bir dağın içindeki sıradışı gölün üzerinde yükselen devasa bir yapı çıkar. Özel varlıkların gittiği bir okul: Nyxhaven Akademisi. İşin kötü tarafı, Elbis bir insan olmasına ve bunu yapamayacak olmasına karşın akademi sınırları içerisine girmeyi başarır fakat aynı zamanda çıkış yolu da ardından kapanır. Çünkü akademi öğrencilerinin oradan ayrılabilmesinin yegâne yolu, öğretim yılını başarıyla tamamlamaları hâlinde mümkündür. Belki diğerleri için bu oldukça basit bir görevdir fakat Elbis, bu süre zarfında hayatta kalabilmek için hem kendi türüne karşı büyük bir nefret besleyen bu doğaüstü canlıların arasında kimliğini gizlemelidir hem de 1. sınıfı bitirene kadar canlı kalmayı başarmalıdır. Hikâyenin genel şekilde konusu bu şekildeydi. Öncelikle söylemeliyim ki fantastik
1000Kitap
Kaos TanrısıD. S. Yon · İndigo Kitap · 202615 okunma