Formülün Dışındaki Kızlar
Önümdeki masada duran boşanma dilekçesinin "Geçimsizlik Nedenleri" kısmına bakıyordum. Otuz yaşındaydım, yedi yıldır avukatlık yapıyordum ama adliye koridorlarında geçen bunca zamana rağmen bazı kelimeler hala ilk günkü gibi canımı yakabiliyordu. Müvekkilim, kucağında iki aylık kızıyla karşımda oturan yorgun bir kadındı. Dilekçede tam olarak şöyle yazıyordu: “Davalı koca, müvekkilin erkek çocuk doğuramamasını gerekçe göstererek müşterek konutu terk etmiş, müvekkile psikolojik şiddet uygulamıştır…” Dosyayı yavaşça kapattım. Antalya Adliyesi'nin dördüncü katındaki ofisimin penceresinden dışarıya, uzaklardaki Beydağları'na doğru baktım. Hava sıcaktı ama o kelimeler beni bir anda yirmi yıl öncesine, Elmalı’nın o buz gibi, ahşap kokulu gecelerine götürdü. Kendi çocukluğumun kokusu, burnuma bir kez daha toprak tadıyla karışık havuç ve fındık kokusu olarak geri geldi. Bizim eve fındık, fıstık ve havuç hep çuvalla girerdi. On yaşındaydım ve o güne kadar babam Mücahit’in dünya çapındaki gizli bir sincap örgütünün lideri falan olduğunu sanıyordum. Çünkü normal bir insan, oturma odasının köşesine her hafta yeni bir Antep fıstığı veya fındık çuvalı yığmazdı. Babam kamyonu kapıya yanaştırıp kasaları indirdiğinde, annem Zehra mutfakta içini çeker, Elmalı usulü bir tevekkülle başını sallardı. Babam ise gözleri parlayarak içeri girer, "Bak hanım," derdi, "bu seferki havuçlar özel. Alanya’dan getirttim. Suyunu sıkıp içeceksin, fındıkları da kavurmadan yiyeceksin ki şifası kaçmasın. Bu sefer olacak, hissediyorum." Annem ellerini önlüğüne siler, o her zamanki sakin ama bıkkın sesiyle mırıldanırdı: "Bey, Allah’ın emri bu... Mutfakta aş pişer, çocuk pişmez. Yemekle, çerezle olacak iş değil bu, anla gari." Ben o zamanlar bu konuşmaları bir tür gizli yemek tarifi zannederdim. Evde sürekli
Duygu ve Düşünce
Sanat ve Anlam Arayışı
Çocukluğumuzdan itibaren bize hedef koymak öğretilir. İyi notlar alırsak, istediğimiz bölümü kazanırsak, iyi bir işe girersek ya da uzun zamandır hayalini kurduğumuz bir şeyi başarırsak mutlu olacağımız söylenir. Bu yüzden hayatın önemli bir kısmı bir sonraki hedefe doğru yürüyerek geçer. Bir sınava hazırlanırız, bir ev almak için yıllarca para biriktiririz, çocuklarımız için hayaller kurarız. Hedeflerin şekli değişir ama verdikleri vaat pek değişmez. Bir gün her şey biraz daha yerine oturacaktır. Bu inanç bütünüyle yanlış değildir. Uzun zamandır beklenen bir haber geldiğinde, yıllarca emek verilen bir iş sonuçlandığında ya da büyük bir özlem sona erdiğinde hissedilen sevinç gerçektir. Yalnız bazen insanı şaşırtan başka bir şey olur. Ulaşılması gereken şeye ulaşılsa da, ulaşılmasa da, hatta görünürde hiçbir sorun yokken bile içimizde açıklaması zor bir eksiklik hissedebiliriz. O eksiklik hissiyle ne yapacağımızı bilemeyiz. Kimi zaman yeni hedeflere yöneliriz, kimi zaman kendimizi daha yoğun çalışırken buluruz. Çünkü başımıza gelenleri yalnızca yaşamakla yetinmeyiz. Onları birbirine bağlamaya çalışırız. Tarif etmekte zorlandığımız duyguların kaynağı da çoğu zaman budur. Eksik olan şey her zaman yeni bir hedef değildir. Daha çok, yaşadıklarımızın nasıl bir bütünün parçası olduğunu görebilmektir. Mutluluk aradığımızı düşünürüz. Oysa çoğu zaman peşinde olduğumuz şey, yaşadığımız hayatın bir yere oturduğunu hissedebilmektir. Yerine oturmayan parça Aynı olay iki farklı kişinin hayatında bambaşka izler bırakabilir. Bir ayrılık birini yıllarca geçmişe bağlarken, başka biri için yeni bir başlangıca dönüşebilir. Bir başarı birinin yönünü değiştirirken, başka biri için kısa süreli bir sevinç olarak kalabilir. Başımıza gelenler kadar, onlara verdiğimiz anlamlar da kim
Makale|Yazı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
(+) fark ettin mi bir eylemim eksik :okuyorum bu doğru değil bu aralar okuyamıyorum.bu duruma çok öfkeliyim önceden en yakın arkadaşım kitaplardı.bir derdim olduğunda ve mutsuzluktan arınmak istediğimde ilk sığındığım yerlerdi.zamanla yanlış zamanda yanlış insanlarla bulunmayla beraber bu alışkanlığımdan uzaklaştım. sahte insanların peşinde koşmak yerine satırların peşinde koşsaydığım dediğim noktadayım ve eski dostlarıma bir gün kavuşmayı bekliyorum. kaybedilen alışkanlıklar kolay kazanlılmıyor biliyorum.ama bildiğim bir diğer şey de burada sadece yazma kısmında olmak istemediğim okuduklarımı,yaşadıklarımı,gördüklerimi de paylaşmak istiyorum en önemlisi gerçekten okuyorum cümlesinin gerçek bir parçası olmak istiyorum.
Hayata Dair

aymis

@ashavia
·
(+)bir gün kendi halimde yazarken yazdıklarımın sadece bende kalmasını istemedim herhangi bir kullanıcı ile ortak bir payda da birleşmek ve çözülmeyen dertlerin kelime yoluyla çözümlenmesini istedim.burayı tercih etmemdeki bir diğer neden hayatta bir süredir amaçsız yaşıyor olduğumu hissetmemdi.hayatımı monoton yaşamak yerine hem bana iyi gelecek hem de yaşama sevinci gerirecek bir alan arayışındaydım tam olarak burayı bu nedenle aranızdayım.biyografimde de bahsettiğim gibi yazıyor,keşfediyor ve en önemlisi yaşıyorum.
Çanta ve ayakkabı görüşüm sebze ve meyve için de geçerli
Bugün pazardayken ikişer şekilde dört plastik kasayı ayaklık yapıp üzerine 3-4 m biraz kalın ama yetişkin biri için hafif bir plastik ile tezgah yapıp üstüne plastik hasırlar dizmiş bir yer vardı. Ben annemleri beklerken etrafa bakıyordum ve çocuğun bir şeyler yaptığını görünce orada durdum. Geriye doğru devrilmişti bir köşeden tutup ondan daha da küçük olan çocuğa sesleniyordu ama gelmedi hemen. Ve ben birkaç adım attım ona tutmak için o sırada içeride yatan adamla göz göze geldim. Çocuğun halini görüp gelmiyordu. Buna gıcık oldum. Bir an tereddüt etsem de diğer velet gelince yumuşak tonda "Sen de karşıya geç istersen. Burayı ben hallederim." deyip gülümsemiştim. Ve geri çekmiştik. Onlar hafif tarafta ben baya hasırla dolu taraftaydım. Yardıma gelmiş diye "Gerek yok sen bekle." demedim büyüğün yanına yolladım. Bir yandan da kalabalıkta olmanın farkındalığıyla çekimserim. O yüzden biraz durmuştum ama buraya kadardı. Ben hasırlar düşmeden çekeriz sandım ama biraz gecikme ile düşmüşlerdi. En azından tezgah olan o plastiği doğru düzgün yerleştireceğiz derken çocukla alttaki birbirine bağlı olmayanlar düştü. O an sesli güldüm. Ve "Tek başına yaparken zordu şimdi üç kişiyken daha da zor oldu değil mi?" deyip çocuğu yoklarken düzeltip dizdik ve babamların geldiğini görüp onlara katılırken "Ne oldu, ne yapıyordun?" diye tuhaf tuhaf bakmışlardı. "Güçlü ve cesur çocuğa minik bir yardım takviyesi sağlamaya çalışıyordum." deyip giderken çocuğu unutmuştum. Bana "Eline sağlıııkk." diye biraz yüksekten yetişince ona dönüp gülümseyerek "Ne demek kolay gelsin." el sallayıp önüme döndüm. Çocukluktan olan o el sallama olayını çocuklara yapmayı çok seviyorum. Sonra "İçeride büyük biri vardı. Çocuğun halini görüp gelmedi. Çocuk için zordu yani, kör olan görür." deyip biraz sinirle
Duygu ve Düşünce
Neden tanrım?
Tanrım, neden beni kendi duygularından başka hiçbir duyguyu önemsemeyen bir insan olarak yaratmadın? Neden bir başkasının gözlerinde gördüğüm hüznü kendi içimde taşımak zorunda kaldım? Neden birinin suskunluğunu saatlerce düşünüp altında sebepler arayan biri oldum da, hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam edebilenlerden olamadım? Madem Nisera beni hiç sevmeyecekti, madem onun kalbinde bana ayrılmış bir yer hiçbir zaman olmayacaktı, madem sonunda elimde kalacak tek şey hatıralar ve gözyaşları olacaktı, neden yollarımızı birleştirdin? Bazen bunu düşündükçe kızıyorum sana. Çünkü ben ondan mucizeler istemedim. Dünyanın en büyük aşkını da istemedim. Sadece bana baktığında beni görmesini istedim. Sesimi duyduğunda önemsemesini, canım yandığında dönüp bakmasını istedim. Bir insanın başka bir insandan isteyebileceği en basit şeyleri istedim. Ama ne zaman ona doğru bir adım atsam aramızdaki mesafe biraz daha büyüdü. Ne zaman ona ulaşmaya çalışsam, sanki o biraz daha uzaklaştı. Ben sevgiyi büyütmeye çalışırken o duvarları büyüttü. Ben kalmaya çalışırken o gitmenin yollarını aradı. Sonra sanki içimden bir ses yükseliyor. Senin sesinmiş gibi geliyor bana. Ama bu defa cevap vermiyorsun hemen. Çünkü bazı soruların cevabı kelimelerden önce sessizlikte saklı galiba. Uzun bir sessizlikten sonra şunu duyuyorum: "Sen onun seni sevmesini istedin ama onun kalbinde olmayan bir şeyi vermesini bekledin." İşte bu cümle canımı daha çok yakıyor Tanrım. Çünkü biliyorum. İnsan ne kadar inkâr ederse etsin bazı gerçekleri hep biliyor. Ben de biliyordum. Beni sevmediğini biliyordum. Her geri çekilişinde biliyordum. Her susuşunda, her eksik bırakışında, her yarım cümlesinde biliyordum. Ama bilmek başka, kabul etmek başka şeymiş. Ben gerçeği görüyordum ama kabullenemiyordum. Çünkü kabullendiğim an onu
Kalbimin sessiz duası 76..
Allah’ım… Sen karanlık gecede kara karıncanın duasını duyansın… Yeryüzünde sessizce yürüyen küçücük bir canlının bile rızkını unutmayan, onun yöneldiği yolu bilen, kimsenin fark etmediği ihtiyaçlarını gören Sensin. O hâlde benim içimde kimseye anlatamadığım şeyleri de biliyorsun Rabbim… Çünkü bazen insanın en büyük çığlığı, sessizliğinin içinde saklı oluyor. Allah’ım… Bugün sana kelimelerle değil, içimde taşıdığım ağırlıklarla geldim. Yoruldum Rabbim… Sürekli güçlü görünmeye çalışmaktan, içime attığım şeyleri kimse anlamasın diye gülümsemekten, “geçer” deyip kendi kendimi teselli etmekten yoruldum. Ama yine de sana güvenmek istiyorum. Çünkü biliyorum… Sen kara gecede kara karıncanın duasını duyuyorsan, benim içimde susturduğum hiçbir şeyi de cevapsız bırakmazsın. Rabbim… Öyle zamanlar oluyor ki insan kendini dünyanın ortasında yapayalnız hissediyor. Kalabalıkların içinde bile eksik hissediyor. Herkes bir yerlere ait olmuş gibi görünürken, kendi içindeki boşlukla baş başa kalıyor. İşte ben de bugün, o boşluğumla geldim Sana. Çünkü biliyorum Allah’ım… İnsanların dolduramadığı yerleri, Sen bir huzurla doldurabilirsin.